EROİNLE DANS (Canan TAN)

Uzun zaman önce okuduğum kitaplardan biri “Eroinle Dans”. Okuması için kuzenime vermiş; ancak neredeyse “hediye ettiğimi” düşünmeye başlamıştım. Sadece bir kitap da değil, “Ablacım bunları senden almıştım değil mi?” dediğinde fark ettim ki epey kitabım ondaymış; hepsini blog yazmaya başlamadan önce vermiştim ona. Dolayısıyla bu kitaplar blogumda yer almıyor. Neyse bir iki fireyle tekrar kavuştum kitaplarıma.
Hepsini tekrar okuyup sizlerle paylaşır mıyım şu anda kararsızım. Şimdilik iki tane. Birini bugün sizlerle buluşturuyorum. Aslında kitapları ramazandan önce okumuştum; ancak sıralamada ufak bir değişiklik yapınca paylaşım bugüne kısmetmiş.

Özel okulda çalıştığım dönemde öğrencilerimin müthiş bir Canan Tan hayranlığı vardı ve en beğendikleri kitaplardan biri de "Eroinle Dans"tı. Rehberlik öğretmenimiz kitabın okunmasına şiddetle karşı çıkmasına rağmen öğrencilerimizin çoğu kitabı evlerinde okuyup bitirmişti bile.
O dönemde fark ettim ki çocuğa/gence bir kitabı okumayı yasaklamak yerine o kitabı biz de okumalı, hatta onunla kitap hakkında konuşup tartışmalıyız gerekirse. Gözlerimizi kapayarak, bir şeyleri yasaklayarak çözüme ulaşamayız diye düşündüğüm için ben de kitabı ilk o zamanlar okumuştum.

Bu tarz kitaplar, yazılar çocuk/genç açısından özendirici olmasın diye tavsiye edilmiyor. Kitabı okuyunca kişinin maddeye ilgisinin artacağı düşünülüyor. Bir noktaya kadar ben de bu düşünceye katılıyorum; ancak internet, cep telefonu, arkadaş çevresi gibi iletişim imkân ve ortamlarının genişleyip farklılaştığı düşünülürse kitapların etkisi epey arka planda kalıyor sanki.
Uyuşturucu kullanım yaşının gittikçe düştüğü ülkemizde sorunları hasıraltı etmek yerine, tespit edip çözüm üretmeye çalışmamız daha doğru olur belki de. 


Yağmur ile Toprak Çevrimiçi”nde bağımlılığın özellikle de internet bağımlılığının zararlarından, etkilerinden söz etmiştim. Soruna dikkat çekmek adına bu kitaba da yer vermek istedim. Dileğim, yukarıdaki bağlantıya tıklayarak diğer yazımı da okumanız; çünkü "bağımlılık" özellikle son yıllarda maalesef artış göstermekte.

Şimdi gelelim kitabın konusuna.

Kitapta Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü kazanan Eylül var karşımızda. Babası psikiyatri uzmanı. Ailenin maddi ve manevi anlamda bir problemi yok. Eylül üniversiteyi kazanınca ailesinden ilk defa ayrılıp bir başka şehre, İstanbul’a, gidiyor. Yurt arkadaşı Dünya ise hayatını değiştiren, bir anlamda dünyasını karartan kişi oluyor. Kitapta Eylül’ün yaşadıklarına şahit oluyoruz.

“Başlı başına bir dünya İstanbul! Hiçbir yerle kıyaslanamayacak kadar özel… Ama, olağanüstü güzelliği, insanı içine çekiveren gizemli havası bir yana; yaşantısının binbir zorluk içerdiğini de çok iyi biliyorum.”

                                               * * * * *

“Öğrenciliği İstanbul’da geçmiş babamın. Attığı her adımda eski günleri yâd etmesi, yaşadıklarını özlemle anması, anlatması bundan. Bir yandan da kendi gönlünü çelen güzelliklere beni de ortak etme çabasında. 
Onun yönlendirmesiyle aynı noktada buluşan gözlerimizin farklı şeyler gördüğünün ayrımında bile değil; anılarla örülü yüreğindeki coşkuyu benimle paylaşmak istiyor.”

                                               * * * * *

“Artık iyice anlamıştım; arkadaşım, cebindeki her kuruşun hesabını inceden inceye yapmak zorundaydı. Ben de böylece, harcamalarımı dışarıya yansıtırken, daha dikkatli olmam gerektiğini öğrenmiş oldum.”

                                               * * * * *

“İçgüdüsel olarak irkiliveriyorum. Dünya’nın ufacık bedeninde barındırdığı farklı kişiliklerden bir başkası daha karşımda. Hangi yüzüyle tanıyorum ben onu? Gerçek kimliğini nerede saklıyor? Bilemiyorum…”

                                               * * * * *

“Beni bu kararı almaya zorlayan, gitgide ona benziyor olmam… İkinci bir Dünya olup çıkmaktan duyduğum, nicedir içimde büyüttüğüm o yabansı korku.
Üstelik bu çarpık yolda yürümeme neden olacak, hiçbir gerekçem de yok benim! Dünya’nınkilere benzer olumsuzlukların hangisini yaşadığımı iddia edebilirim ki?
İşte bu yüzden, onun çizgisinde yürümemin özrü de olamaz!”

                                               * * * * *

“Gözlerinden birbirlerine akan, bakışları değil de yürekleri sanki. Öylesine güzel bir bütünlük sergiliyorlar ki…”

                                               * * * * *

“Hangisiyim ben? Hangi Eylül daha mutlu?
Bilemiyorum! Nereye ait olduğumu, bundan sonra da hangi kimliğimle ortalarda dolanacağımı bilemediğim gibi…”

                                               * * * * *

“Öğlene doğru, ancak uyanabiliyorum.
Üzerimden silindir geçmiş sanki. Ruhsal yorgunlukların, bedensel yorgunluklardan çok daha yıpratıcı olduğunun somut kanıtı gibiyim. Böyle durumlarda, uyumakla da dinlenilmiyor üstelik…”

                                               * * * * *

“Aradaki mesafenin yakınlığı ya da uzaklığı hiç önemli değil benim için. Yürekler uzaklaşmışsa birbirinden, o kişi yanı başında olsa, ne ifade eder ki? Tam tersi; araya kilometreler girse, kalpler aynı vuruşta atıyorsa eğer, gerçek bir ayrılıktan söz edilebilir mi?”

                                               * * * * *

“AMATEM, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne bağlı; alkol, uyuşturucu ve madde bağımlılarının tedavisi için hizmet veren özel bir birim. Daha önce yalnızca adını duyduğum, önünden bile geçmediğim bu yere, can simidi gözüyle bakıyorum.”

                                               * * * * *

“Geriye bakıp kapanmış kapıları zorlamanın anlamı yok. Yaşamına açılacak yeni pencerelerin getireceği ışık yetecektir sana…”


Kitabın arka kapağından
                                               * * * * *

Uyuşturucu kullanım yaşının epey düştüğünden söz etmiştim. Burada zengin-yoksul, rahat yaşayan-zorluklar çeken, kız-erkek gibi ayrımlar yapamıyoruz. Bazen ailenin umarsızlığı, bazen çocuğun/gencin merakı, kimi zaman çevrenin teşviki ya da arkadaş grubundan soyutlanma korkusu onları madde bağımlılığına götürebiliyor.
Kitabı yine ilgiyle okudum. İlk okuyuşumda öğrencilerimle kısa bir tartışma yapmıştık kitap hakkında. Onların da en çok dikkatini çeken, “Eylül’ün ‘arkadaşım’ dediği kişiye zaman zaman gereğinden fazla merhamet göstermesi, destek olması”ydı. Dolayısıyla öğrencilerimin büyük bir kısmı kitaptan “Arkadaşlarımızı dikkatli seçmeliyiz, onlara yardım edeceğiz diye kendimizi zor duruma sokmamalıyız” mesajını çıkarmıştı. Ama dediğim gibi her insanın algısı, anlayışı farklı olabilir.

Kitapla ilgili biraz daha ayrıntı isterseniz “Mavinin Her Bir Tonu”ndan “Canan Tan – Eroinle Dans Kitap Yorumu”nu okumanızı öneririm.

Çocuklarımıza/gençlerimize güzel bir dünya bırakabileceğimiz güzel günler dileğiyle…
                                   ▬    ▬      ▬

Bu Haftaki Tercihleriniz

KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ (Emre CANER)

GÖR BENİ (Azra KOHEN)

ÖMRÜMDEN UZUN İDEALLERİM VAR (Suna KIRAÇ)

alice harikalar diyarında

POLİTİK YOZLAŞMA VE KLEPTOKRASİ (Coşkun Can AKTAN)