3 Mart 2014 Pazartesi

SONSUZ KAÇIŞ (Nevil SHUTE)

Silah, bomba, tank, top, tüfek...
Savaş...
Çocuklar...
Savaştan kaçabilir misiniz? Nereye kadar ve hangi şartlar altında uzaklaşabilirsiniz? Ya geride kalanlar? Aile, dost, arkadaş...; güzel günler, coşku, umut...
Nevil Shute, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki bir kaçış öyküsünü anlatmış kitabında: “Sonsuz Kaçış
Çocuklar kadar büyüklerin de ilgisini çekecek bir roman... Savaşın değil, barışın hüküm sürdüğü bir dünya için...

“Yaşlı insanlar için, özellikle yaşlı erkekler için savaş çok zordur. Yardım edecekleri pek az şey bulunduğu gerçeğini bir türlü kabul edemezler. Yoksunluk çekerler ve savaş onları için için yer.”

                                               * * * * *

“Ertesi gün Jura’ya doğru yola çıktı. O kadar yorgunluktan sonra hâlâ biraz halsiz olduğundan, Dijon’a kadar gitti. Savaşa karşı bütün ilgisini kaybetmesine rağmen Gare de Lyons’da, elinde olmaksızın bir gazete satın aldı ve göz gezdirdi. Kendisine pek fazla ilginç gelmediği halde Norveç ve Danimarka hakkında bir sürü haber vardı. Fakat olaylar buradan çok uzaktaydı.”


                                               * * * * *

“Çok geçmeden Howard, Bay Cavanagh’ın sıkıcı bir adam olduğu kanısına vardı. Kendi nezaketi ve adamın içtenliği yüzünden sabırla dinliyordu, ama mümkün olan en kısa zamanda yanından kaçtı. Howard, bir gün Bayan Cavanagh’a koruda rastlayıp da otele birlikte dönünceye kadar, Bay Cavanagh’ın görevine bağlılık derecesini anlayamamıştı.”

                                               * * * * *

“Yalnız başına yolculuk yapsaydı, buna sadece canı sıkılırdı; ama iki çocukla olduğu için şimdi ciddi bir durumla karşı karşıyaydı.”

görsel: jules bastien lepage
                                               * * * * *

“Kaygılı ve merak dolu bir halde beklemeye başladı. Olaylar ağının, kendisini sardığını ve onu istemediği yerlere sürüklediğini hissediyordu.”

                                               * * * * *

“Yaşlı adam sabırla onları dinledi. «Kimse korkmadı. Rose uçakların sesini sevmiyor, o kadar. Bu da korkmak değildir.»”

                                               * * * * *

“Korkunç bir şeydi ama, çocuklarla birlikte Montargis’e kadar yürümek, tek çıkar yoldu.”

                                               * * * * *

“Sheila’nın adımlarına uyarak çok yavaş yürüyorlardı. Yaşlı adam, gezinir gibi sabırla ilerliyordu. Küçüklere, adımlarını sıklaştırmalarını söyleyerek acele etmek boşuna olurdu. Önlerinde yürüncek kilometrelerce yol bulunduğundan, onları kendi hallerine bırakmak en iyisiydi.”

                                               * * * * *

görsel: rafal olbinski
“Yolun üstünde iki büyük çukur açılmış, üç bomba da kıyıdaki ağaçların arasına düşmüştü. Yolun kenarında bir şeyle uğraşan bir grup insan vardı. Howard, çocukların görmemesi gereken şeylerin biraz uzağından geçmeyi düşündü, ama geç kalmıştı.
Ronnie ilgiyle haykırdı: «Bunlar ölüler mi, Bay Howard?»
Adam onları yolun öteki yanına geçirdi.
«Evet» dedi alçak sesle. «Onlar için üzülmelisiniz.»
«Gidip görebilir miyim?»
«Hayır» dedi adam yine. «Ölüleri yalnız bırakmak gerekir.»

                                               * * * * *

“Yaşlı adam, küçük çocuktan tek sözcük bile işitmemişti. Hatta konuşma yeteneğini yitirdiğinden bile kuşkulanmıştı. Sonra kendisini çocuklardan ayıran uçurumun farkına vardı. Yaşlıyla genci birbirinden uzaklaştıran zamanı yeniden yaşadı. Küçük oğlanı anlamsız ve yabancı sorularla ürkütmektense, öteki çocukların bakımına bırakmak daha iyiydi demek!”

                                               * * * * *

“Genç kız omuzlarını silkti.
«Sonradan akıl etmek daima kolaydır» dedi.”

                                               * * * * *

“İngiltere’deki rahat hayatı, ulaşılamayacak kadar uzak geliyordu. Şimdi onun gerçek hayatı işte buydu. Bir göçmendi, yanında bakıma muhtaç bir yığın yabancı çocuk ve bir Fransız kızıyla kapısında Alman askerlerinin nöbet beklediği, kullanılmayan bir sinema salonunda ot yataklar üzerinde yatıyordu. Yorgundu, hem de çok yorgun.”


                                               * * * * *

“Bir banyo için neler verebileceğini düşündü. Fakat burada değil banyo yapmak, el yıkayacak bir yer bile yoktu.”

                                               * * * * *

“Bütün bunlar Howard’a inanılmaz gibi geliyordu. Sanki bir oyun seyrediyordu.”

                                               * * * * *

“Uzun öğleden sonra, yerini akşama bıraktı. Küçük bir odaya tıkılmışlardı. Sıcaklıyorlar ve çocukları eğlendirmekte güçlük çekiyorlardı. Onlara yapacakları, baktıracakları ya da okuyacakları hiçbir şey yoktu.”
                                          ▬    ▬      ▬