17 Mayıs 2015 Pazar

UÇTU UÇTU PELİN UÇTU (Feyza HEPÇİLİNGİRLER)

Küçük bir kız çocuğu evdeki malzemelerle bir uçan daire yapıp yolculuğa çıkarsa neler olur? Gittiği yerde onu kimler karşılar, ona nasıl davranırlar?...
Feyza Hepçilingirler’in 1985 Sıtkı Dost Çocuk Romanı yarışmasında üçüncülük kazanan yapıtı: Uçtu Uçtu Pelin Uçtu.
  
“Onu her gün yuvaya bırakmak zorunda olsalar da anne ve babasını çok sevdiğini ve onlarsız yaşayamayacağını biliyordu. Çok yalın bir şeydi istediği: Yuvanın ve evin dışında yerler görmek; çok kısa bir süre de olsa oralarda yaşamak… Büyükler bu isteğini çarpıtıp daha derin ve gizli şeyler aramak adına yanlış yargılara varabilirlerdi. Onları sevmediğini, bu yüzden kaçıp kurtulmak istediğini sanabilirlerdi. Bu yüzden saklamak zorundaydı Pelin uçan dairesinin resmini.”

                                               * * * * *

“Her gün olduğu gibi neredeyse koşturur gibi çekiyordu Pelin’i. Pelin adımlarını annesine uyduramadığı için koşup ona yetişiyor ama bir süre sonra kolunun uzayacak kadar çok çekildiğini ayrımsayınca gene geride kalmış olduğunu anlıyordu. Her zaman acelesi olan kadınlardandı ailesi. Aceleci olmak için haklı nedenleri vardı kuşkusuz ama gene de Pelin bunca işi olmamasını ve onu caddelerde böyle koşturmamasını yeğlerdi. Ayrıca bunun annesine özgü bir durum olmadığını da biliyordu. Yuvadaki çocukların anneleri hep acelecidir ve daima çok işleri olur.”

                                               * * * * *

görsel: carol wu
“Biraz etrafına bakındıktan sonra uçan dairesinin inişe geçmiş olduğunu gördü. Alçalışı zevkle izlemeye koyuldu. Kahverengiler toprağa, yeşillikler tarlalara, bahçelere dönüşürken, tek tük görülen beyazlıklar da biçimlenip ev oluyordu. Cetvelle çizilmiş gibi görünen çizgiler yol, eğri büğrü çizgiler akarsu olmaya başladı. Alçaldıkça akarsular, yüzüne tutulmuş ayna gibi gözünü alır oldu.”

                                     * * * * *

“Abla olmanın kendisine verdiği sorumlulukla oyum içinde birkaç kez uyardığı halde aldırış bile etmemişlerdi. Pelin de ilk kez annesinin kimi uyarılar yaparken ne kadar haklı olduğunu düşündü. Demek abla ya da anne olmak, küçüklerin yanlışlarını daha çabuk görme fırsatı veriyordu insana.”

                                               * * * * *

“Pelin gene bir şey söyleyemedi. Birbirlerine üstünlük taslamadıklarını görmüştü çünkü. Baba Yumuşak, gazetesini eline alarak bir yana çekilmiyor, karısının sofrayı kurmasını, sonra toplamasını, bulaşıkları yıkamasını beklemiyordu. Birlikte çalışıyorlar, birlikte dinleniyorlardı. Kendi evlerini, annesinin eve gelişinden yatıncaya değin durmaksızın koşuşunu anımsadı. Ama Yumuşak’a anlatamazdı bunu. Çünkü harflerden daha aşağı olmak onuruna dokunuyordu.”


                                               * * * * *

“Pelin, asla ulaşamayacaklarını sandığı yere geldiği için mi, yoksa Yumuşak’tan çoktan beri beklediği ama görmediği içtenliği ve sevgiyi gördüğü için mi, daha çok ağlamaya başladı.”

                                               * * * * *

“Pelin’in ilgisini çeken Yumuşak’ın anlatımındaki değişiklikti. Hiçbir harfe göstermediği yapmacık bir saygıyı katmaya çalışıyordu sözlerine. Öbür harflere B’ Teyze, L’ Amca diye seslenen Yumuşak, şimdi nöbetçilere,
— Saygıdeğer A’ Beyefendiyi görmek istiyoruz efendim. Eğer bir sakıncası yoksa bizi kendisiyle görüştürebilir misiniz acaba? deyip aşırı saygılı ve özentili bir dil kullanıyordu.”

                                          ▬    ▬      ▬