29 Ocak 2016 Cuma

TANIOS KAYASI (Amin MAALOUF)

Mehmet Ali Paşa'lı yılların Mısır'ı. Güzelliğini çarmıh gibi taşıyan bir kadın: Lamia. Lamia'nın gölgesine sığındığı bir şeyh: Francis. Yasak aşk meyvesi bir oğul: Tanios. Başka bir kadın: Esma.Bir serüven ve sadakat romanı...
Yukarıdaki tanıtım yazısını okuduğumda aklımda bambaşka bir hikâye canlanmıştı; ancak kitabı okuduğumda iş değişti. Keskin hatları bulunan arka kapak yazısının aksine romanı daha naif ve hoş buldum.
Ne Lamia ne Esma...Kitaptaki kahramanımız Tanios. Diğer bütün isimler onun yaşamına etkileriyle yer alıyorlar eserde. Gidilen yerler, anlatılan olaylar hep kahramanı besleyen, onu daha iyi anlamımızı sağlayan öğeler. Sıradan denebilecek bir hikaye, doğu hikayelerinin esrarlı havasına bürünmüş Amin Maalouf sayesinde. 
Kitabı genel olarak beğendim, özellikle de işlenen bir cinayet ve ardından Kıbrıs’a kaçış öyküsü... Bu bölüm, dönemin çalkantılı siyasi yaşamını ve kendini bulmaya çalışan Tanios’un hikâyesini daha net bir şekilde gözler önüne seriyor. Günlük yaşamın, geleneklerin hatta dönemin karışıklıklarının bir insanın hayatına etkileri anlatılıyor kitapta.
1993 yılında yazılan “Tanios Kayası” ödüllü bir kitap. Fransa’da Goncourt Edebiyat Ödülü’nü almış. 
Keyifle okuyabileceğiniz hüzünlü bir yaşamöyküsü.

24 Ocak 2016 Pazar

İSKAMBİL KAĞITLARININ ESRARI (Jostein GAARDER)

Jostein Gaarder ismini hatırladınız değil mi? “Sofi’nin Dünyası” dersem biraz daha açıklayıcı olacak sanırım.
Lise yıllarında felsefe derslerini pek sevmezdim. Nedenini pek bilmiyorum ama felsefe benim için cazip değildi (Bir sürü filozof,  bağlantısını bir türlü kuramadığım çeşitli konular… ), ta ki üniversite yıllarında “Sofi’nin Dünyası”nı okuyana kadar… Kitabın kurgusu ve yazarın anlatımı beni epey etkilemişti. Hikâye içinde başka bir hikâyenin anlatımını çok farklı ve ilginç bulmuştum. Felsefeyle ilgili önemli bilgileri de  sıkılmadan okuduğumu hatırlıyorum. Adeta ben de romanın içinde felsefe tarihini öğreniyordum.
“İskambil Kâğıtlarının Esrarı” adlı kitap da aynı tarzda yazılmış, yine hikâye içinde hikâyeler var; Gaarder, tekrara düşmeden bambaşka bir konuyla yine felsefenin keyifli atmosferinde yol almamızı sağlıyor.

20 Ocak 2016 Çarşamba

BABA EVİ (Orhan KEMAL)

“Gerçekçi edebiyatın usta ismi”, “diyalog ustası”… Orhan Kemal’i tanımlayan bu ifadeler, onun Türk edebiyatında apayrı bir yeri olduğunu, bir “usta” olduğunu vurgular nitelikte.
15 Eylül 1914’te Adana Ceyhan’da dünyaya gelen yazarın asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü’dür. Babası Avukat Abdülkadir Kemali TBMM I. dönem milletvekilidir (1920-1923). Ailesinin Suriye’ye zorunlu göçü üzerine ortaokul son sınıfta öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalmıştır. Askerliği sırasında Maksim Gorki ve Nazım Hikmet kitapları okumak, yabancı rejimler lehinde propaganda yapmak suçundan beş yıl hapis cezası almıştır (1938). Bursa cezaevinde Nazım Hikmet’le tanışması yaşamının dönüm noktası olmuş, Nazım’ın toplumcu görüşlerinden etkilenmiştir. İlk öyküleri otobiyografik özellikler taşımaktadır. Eserlerinde insan – toplum ilişkilerini gerçekçi bir dille aktarmıştır. Bulgar Yazarlar Birliği’nin davetlisi olarak gittiği Sofya’da tedavi edilmekte olduğu hastanede 2 Haziran 1970’te vefat etmiştir. Mezarı İstanbul’da bulunmaktadır.

17 Ocak 2016 Pazar

İVAN DENİSOVİÇ'İN BİR GÜNÜ (SOLJENİTSİN)

Soljenitsin ismini daha önce duymuş olmama rağmen kitabını okumak kısmet olmamıştı. Belki zamanı değildi, belki ilgim yoktu belki de diğer okumalarımın arasında kendine bir yer edinemedi. Peki, ne oldu da fikrim değişti? Attila İlhan’ın “Hangi Edebiyat?” kitabını okurken Soljenitsin okumaya niyetlendim. Bu arada okumakta olduğum kitap bitmiş “Ne okusam?” diye bakınıyordum. Evdeki kitap stokuma baktığımda… İşte, bir Soljenitsin kitabı orada yıllardır beni beklemekteydi. Anladım ki artık zamanı gelmişti.
(Belki de elimdeki kitaplara ara sıra değil, sık sık bakmalıyım; ama heyhat… Gel gör ki, bazen kitapevlerinden dayanamayıp aldığım kitaplar; bazen de arkadaşlarımdan, akrabalardan hatta öğrencilerimden ödünç aldığım kitaplar beni bambaşka okumalara yönlendiriyor ve evdeki kitaplarım sessizce sırasını bekliyor.)
Elimdeki kitap Soljenitsin’in üç eserini içeriyor. “Ivan Denisoviç’in Bir Günü”, “Kreçetovka İstasyonun’da Bir Olay” ve  “Matriyona’nın Evi”. 

9 Ocak 2016 Cumartesi

HANGİ EDEBİYAT (Attila İLHAN)

Değişen çağ, hızlanan yaşam, gelişen teknoloji, farklılaşan beğeniler, azalan zaman ve kısalan cümlelerle yaşamın ve edebiyatın neresindeyiz bilmem ama bazı kitapları okuyunca kendi adıma edebiyatın kıyısında olduğumu hissediyorum. 
Peki bundan mutsuzluk duyuyor muyum?... Bazen evet, çünkü edebiyat mutluluktur ve ben bu mutluluğun sadece küçük bir parçasıyla tanışma fırsatını elde etmişim. Genellikle de hayır; çünkü daha okunacak kitaplar, tanışacak yazarlar ve paylaşılacak mutluluklar var. (Hayat, öğreneceğimiz yeni şeyler varsa güzeldir.)

1 Ocak 2016 Cuma

hayatın gerçekleri

Merhaba Sevgili Kitap Dostları,
Bir yıla daha “merhaba” diyoruz. Sağlık, mutluluk, barış dileklerini birbirimize iletiyor; daha güzel, daha yaşanabilir bir dünya istiyoruz. İstiyoruz da…
Değişen dünya şartları, yola çıkan engeller, günlük yaşamın koşuşturmaları arasında planlarımızı ya da önceliklerimizi değiştirmek zorunda kalıyoruz bazen. Her şey hep güzel olsun istiyoruz; ama olmuyor… bazen. İşte “bazen”lerden ötürüdür ki umudumuzu kaybetmiyoruz; günün geceye döndüğü gibi gecenin de güne döneceğini biliyoruz. Çünkü hiçbir şey sonsuza kadar sürmez ve her şey zıddıyla vardır bu dünyada. Olduğu gibi ve olması gerektiği gibi…