26 Ekim 2014 Pazar

SONSUZU PAYLAŞANLAR (Suna TANALTAY)

Resim, şiir, tiyatro, müzik...
Renkler, sözcükler, notalar...
Sonsuza açılan kapıda yüreği sevgi dolu bir insan: Suna Tanaltay...  
Paylaşmak, mutlu olmak, sevgiyle buluşmak için... “Sonsuzu Paylaşanlar


“Piyano, tek bir enstrüman değil, çok sesli bir müzik aletidir. Ve çok sevdiğim Rachmaninoff, piyanoda ışıklı, güneşli, fırtınalı bir duygu çağıltısıdır. Arın Karamürsel, Rachmaninoff çalmaz, sergilemez, Rachmaninoff yaşar… Coşar, yücelir; gönül gözüyle görür ve gösterir. Duygusuyla, coşkusuyla hem çok uzaklarda, hem de yüreğinizin içinde ve sizdedir.”

                                               * * * * *

“Duyguları anlatmak çok zordur. Renklerini yansıtamazsınız ki. Ama bir müzik dinlerseniz ve sizi koparıp götürürse uzaklara ve fırlatırsa sonsuza, sonsuza… Çağıl çağıl akan bir su, bir sel olursunuz… Ve evrenlere sığamazsınız artık. Belki de derinlerden gelen bir su damlası. Gökkuşağının tüm renklerini görürsünüz de onda, anlatamazsınız. Susar ve dinlersiniz yalnızca.”

                           * * * * *

“Sık sık sorulur: ‘Hangi tür müzikten hoşlanırsınız?’ Yanıtlar değişiktir. Bazen de eklentiler olur: ‘Filanca tür müzikten hoşlanmam.’ Bu, değişik geliyor bana… Gerçek müzikse eğer, bütün türlerin ötesinde iyi müzik ve kötü müzik vardır. Türk Halk Müziği, Klasik Türk Müziği, Modern Müzik ya da Klasik Batı Müziği örnekleri, diğerlerinden daha çok tercih edilebilir. Yine de, güzele, güzelliğe açık olan insan yüreği, yeni örnekleri duydukça, işittikçe, izledikçe sever… İtmeden, dışlamadan dinlemeye açık olmak gerek.”

                                               * * * * *

“Ne gençlik, ne de yaşlılıktır önemli olan. Asıl önemlisi, yaşamı dolu dolu yaşamaktır. Yaşama, topluma bir katkısı olmak; hem kendi kendisiyle, hem de çevresiyle uyum sağlamak. Bir bakıma, kendi kendisini gerçekleştirmek…”

                                               * * * * *

eren eyüboğlu
“Büyük insanlardan söz açmak kolay değil… Gerçeği eksik yansıtmak hata olur. Abartılırsa da, ‘O’ istemez… Hiç kimsenin özel yaşamının didiklenmesinden, dedikodudan hoşlanmaz. Kendisini bir adım geri çekip, başkaları ile arasına görünmez bir mesafe koyması bu nedenledir.”

                                               * * * * *

“Ömür yıllarla değil, yapılanlarla, yaşanılanlarla, verilen ürünlerle kocaman olabiliyor.”

                                               * * * * *

“Böyledir çocuk yüreği, zamanla, yerle, konuyla sınırlanmayı sevmez. Dolu dolu ânını yaşar. Düş dünyası ile gerçeği iç içedir, masal gibi. Büyüklerin şekilciliğinin çok ötesindedir. Başkalarının kurallarından sıkılır. Kendi oyununu yaşar, kendi şarkısını söyler.”

                                               * * * * *

“Günümüzde ‘Özgün baskı’ denilince akla gelen ilk isim, ressam Süleyman Saim Tekcan’dır. Özgün baskı, bir tablonun renk ayrımları yapılarak sanatçı tarafından ya da sanatçının denetimi altında kâğıt üzerinde çoğaltılmasıdır. Bu çoğaltma işlemi ne kadar az sayıda yapılırsa, resim o oranda değer kazanır.”


süleyman saim tekcan

                                               * * * * *

“Anadolu, kitaplardan öğrenilmez; okunup ezberlenecek bir Coğrafya dersi değildir, Anadolu… Turistik gezilerle de öğrenilmez… Çünkü bu gezilerde ancak bir yüzünü gösterir size; yüreğini açmaz. Anadolu’yu bilmek, tanımak ve tanıtmak için onunla sarmaş-dolaş kucaklaşmış olmak gerek… Yoksa, anlatımlar iğretidir, yabansıdır.. Özenç kokar… Tıpkı has ekmek özentisi bir çörek gibi… Kara buğdayın kokusu, rengi, tadı bir başkadır; Anadolu bir başkadır… Onunla birlikte yaşayıp, sarmaş dolaş kucaklaşmış olmak gerek…”

                                               * * * * *

“Sayın Avni Akyol, ‘Schiller’in bir sözünü fısıldıyor: ‘Sanat, gençler için bir eğitim, yaşlılar için avuntu, fakirler için zenginlik ve zenginler için bir süstür.’”

                                               * * * * *

“Bir de Müzayedeler var… Yıldız Sarayı’ndaki ve Hilton’daki iki müzayede, resim fiyatlarını birden yükseltti. Tıpkı Hüseyin Kocabaş’ın antika fiyatları hakkındaki görüşü gibi: ‘Alıcının iştahıyla satıcının insafı arasında münasip bir rakamdır.’”

                                               * * * * *

görsel: cevat dereli
“Ödüllere rağmen Cevat Dereli, ilk kişisel sergisini ancak 1970’de yani tam yetmiş yaşında açmıştır. Bu bir çekingenlik mi, yoksa mükemmeli yapılandırmak isteyen titiz bir tavır mıdır?.. Nerden kaynaklanırsa kaynaklansın, genç kuşağın dikkatine sunulacak önemli bir örnektir.”


                                               * * * * *

“Andrey Voznesenski’nin dizeleri gelir kulağınıza
‘Sevgi, o süslü ocaklar mıdır eski evlerdeki,
Kopmak mı gerekir bütün bunlardan şimdi?
Yaşamak ne büyük mucize
Ama nasıl anlatırsın bunu yaşamasızın birine?...’”

                                               * * * * *

“Modigliani, çok erken yaşta öldü. Yaşamı boyunca resim satamamanın acısıyla kıvranan sanatçı, ancak öldükten sonra değerlenmiştir. Otuz altı yaş, çok kısa bir ömürdür. Ressamın Paris’teki mezar taşında şöyle yazılıdır: ‘Ölüm, onu tam zafere ulaşacağı anda alıp götürdü.’”

                                               * * * * *

“ ‘Halil Cibran’ın çocuklar konusundaki sözleri eseri bütünlemede çok başarılıydı: ‘Sizler, çocuklarınızı kendi çocuklarınız sanırsınız. Oysa onlar, kendi kendisini yenileyen hayatın çocuklarıdırlar…’”

                                               * * * * *

“Nece konuşursa konuşsun
  Anlaşılır gözlerinden dediği
  Nece konuşursa konuşsun,
  Benim duyduğum rüzgârlardır
  Dinlediği                                            (Fazıl Hüsnü Dağlarca)”
                                          ▬    ▬      ▬