9 Ekim 2014 Perşembe

SERGÜZEŞT (Samipaşazâde Sezai)

“Sergüzeşt, Samipaşazâde Sezai’nin ele aldığı esaret konusu itibariyle önem taşıyan bir romanıdır. İlk kez 1885 yılında yayımlanan eser, Sultan II. Abdülhamid dönemi şartları içinde tutsaklık gibi tehlikeli bir konuyu işlediği için yasaklanır ve yazarı da göz hapsinde tutulur. Sezai Bey, 1901 yılında Paris’e kaçar. (Bu Roman Hakkında)”


                                               * * * * *

“Kendi menfaatinden başka hiçbir şey onu ilgilendirmezdi. Diğer insanların sıkıntıları ve ya üzüntüleri onun için önemsenmeyecek şeylerdi. Şarkı söyleyen bir kızın sesiyle ağlayan bir kızın sesini, güzel bir ezgiyle akordu bozuk bir sazın çıkardığı sesi birbirinden ayıramazdı.”

                                               * * * * *

“Evin kapısında bir köpek uyuyor, komşunun damında bir iki kedi dolaşıyordu. İnsan bu sokaklarda yürüdükçe; sükûnetine, düzenine ve inşasına bakarak kendini orta çağa doğru seyahat ediyor sanırdı.”

                                               * * * * *

“Karşısında zamanın ve yaşanmışlığın bıraktığı izlerle yüzü buruş buruş olmuş bir ihtiyar kadın, şefkatli bakışlarını ve nemli gözlerini çocuğa dikmiş titreyen elleriyle ilaç veriyordu. Hiç şüphe yok ki yaşlı kadının o şefkatli bakışları küçük kıza, verdiği ilaçtan daha tesirliydi.”

                                               * * * * *

“Ağlamak, uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan son kuvvetin bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar bizde o gücün de mahvolduğu vakitlerdir ki onun yerine kaim olan acılı bir sükûnet en şiddetli acıların hâsıl ettiği gözyaşlarından bile daha yakıcıdır.”

                                               * * * * *

“Bütün kâinat içinde yalnız başına olduğunu hisseden Dilber’e etrafında gölge veren akasya ağaçlarının tazeliği, içinde ötüşen kuşların tatlı ahengi ve üzerinde teneffüs eden çiçeklerin kokularıyla, bir perinin gizli yuvası denilmeye layık olan bu kameriye, dünyanın her türlü gürültü ve kederlerinden uzak biricik sığınağıydı.”

                                               * * * * *

“Galiba söyleyecek bir sırrı, emniyet edecek son bir sözü vardı.
Fakat kime söylemeli? Nehir merhametsiz! Ağaçlar hissiz! Bulutların arasında büsbütün kurtulmaya çalışarak ışığını yayan ay,  kayıtsız!”
                                          ▬    ▬      ▬