BENİ ASLA BIRAKMA (Kazuo ISHIGURO)

Yılbaşı yaklaşırken bir öğretmen arkadaşla çıktığımız alışverişin getirilerinden birisi de Kazuo Ishiguro adlı yazarın “Beni Asla Bırakma” adlı kitabı oldu benim için. Yazarın ismini daha önce duymuş bu kitabı da dâhil olmak üzere farklı kitaplarına da internette rastlamıştım. Bunda herhalde geçen yıl Nobel Ödülü almasının da etkisi vardır, diye düşünüyorum.
Gittiğimiz kitabevinde karşımda kitabı görüverince zamanı gelmiştir diyerek kaçınılmaz buluşmayı gerçekleştirdim. Kaçınılmaz diyorum; çünkü Ishiguro’nun bir kitabını okumak istiyordum. Neden mi?



Ishiguro, Japonya’da doğmuş, beş yaşındayken babasının görevi nedeniyle ailece İngiltere’ye yerleşmiş ve yaşamına burada devam etmiş bir yazar. Doğu ve Uzakdoğu kökenli olup da Batı’da yetişmiş yazarların kitapları hep ilgimi çekmiştir. İki farklı kültürü tanımış yazarların kitapları bazen insanı bambaşka yerlere taşıyabiliyor. “Marakeş’in Masalcısı” da  bu anlamda hoşuma giden kitaplardan biriydi. Neyse lafı dolandırmadan kitabımıza dönelim.



Kitabı tanıtırken biraz dikkatli olmam gerektiğini düşünüyorum; çünkü yazının spoiler içermesinden çekiniyorum. Neden derseniz, kitaptaki birkaç noktayı açıkladığım takdirde bence kitabın bütün etkisi kaybolabilir. Sayfaları çevirdikçe, romana hâkim oldukça pek çok şeyi keşfetmeye, her şeyi anlamaya başlıyorsunuz; ama tüm bunları bir “okur” olarak sizin yapmanız gerekiyor.
Kitap üç kısımdan oluşuyor. Her kısım da bölümlere ayrılıyor. İlk kısmın ilk bölümünde kahramanımız kendini ve çevresini tanıtıyor.

“Benim adım Kathy H. Otuz bir yaşımdayım ve on bir yıldan uzun süredir bakıcıyım. Biliyorum, kulağa çok uzun bir zaman gibi geliyor, ama aslında sekiz ay daha, bu yıl sonuna kadar çalışmamı istiyorlar. Böylece neredeyse on iki yılım dolacak.”

İlk sayfalarda kullanılan “bakıcı, bağışçı” gibi terimler kafamı oldukça karıştırmıştı. Kitabın yazarı Kazuo Ishiguro bir dönem sosyal hizmetler uzmanı olarak çalıştığı için yaşadıklarından esinlenerek bu romanı yazdığını düşündüm. Kısmen doğru olsa da hikâye uzun vadede bizi bambaşka yerlere götürecek.
Günümüzde başlayan hikâyede kronolojik bir zaman yok. Olayları anlatabilmek, açıklayabilmek için zamanda gidiş gelişler söz konusu.

        * * * * *

Konunun merkezinde bir de yatılı okul diyebileceğimiz Hailsham eğitim merkezi var. Burada bulunan çocukların yetiştirilme tarzı, onlardan istenenler, ailelerinden hiç söz edilmemesi gibi durumlar kitaba olan merakınızı artırıyor.

“Hailsham’ı geçmişe gömmeye çalıştığım dönemler oldu geçen yıllarda; kendime geriye bakmamayı telkin ettiğim zamanlar oldu. Sonra bir an geldi ki direnmeyi bıraktım. Üçüncü yılımda baktığım bir bağışçının, Hailshamlı olduğumu öğrendiği zaman verdiği tepki neden oldu buna.”

        * * * * *

“Aslında Madam tahmin ettiğimizden farklı bir şey de yapmamıştı; donup kalmış ve yanından geçip gitmemizi beklemişti. Çığlık atmamış, hatta nefes bile almamıştı. ama hepimiz onun tepkisine odaklanmıştık ve belki de bu yüzden çok etkilendik. Madam durduğu anda hemen yüzüne baktım; diğerleri de eminim aynısını yapmıştır. Şimdi bile, bastırmaya çalıştığı ürpertiyi görebiliyorum, içimizden birinin ona kazayla dokunma ihtimalinden dolayı duyduğu gerçek korkuyu. Yürümeye devam etsek de, hepimiz aynısını hissettik, sanki güneşin altında ilerlerken donduran bir gölgeye geçmiştik birdenbire. Ruth haklıydı: Madam bizden korkuyordu. Ama bazı insanlar örümceklerden nasıl korkuyorsa, o da bizden öyle korkuyordu.”

        * * * * *

“Böylece beklemeye başlarsınız, ne beklediğinizi tam anlamıyla bilmeseniz bile, diğerlerinden gerçekten farklı olduğunuzu anlayacağınız anı beklersiniz; dışarıda, Madam gibi başka insanların, sizden nefret etmeseler, kötülüğünüzü istemeseler bile sizi gördükleri, sizin bu dünyaya nasıl ve neden getirildiğinizi düşündükleri an ürperdiklerini, ellerini sizin elinize değdirmekten çekindiklerini, bunu hiç istemediklerini öğrenirsiniz. Böyle birinin gözlerinden kendinize ilk baktığınızda, buz kesersiniz. Her gün önünden geçtiğiniz ayna bir gün aniden size bambaşka bir şey, rahatsız edici ve tuhaf bir şey göstermiştir.”

Kitabın ikinci kısmında Hailsham’dan çıkıp Kulübeler denilen yere geçiyoruz. Üç arkadaş Kathy, Ruth ve Tommy artık büyümüş, bazı şeyleri sorgulamaya başlamıştır. Kitabın bu bölümünde kahramanımız Kathy geçmişteki olayları anlatmakla kalmıyor, iç hesaplaşmalara da giriyor. Bir kız çocuğunun ergenliğe ve ergenlikten yetişkinliğe geçişi bu iç hesaplaşmalarla kendini daha da belli ediyor.

        * * * * *

“Önceleri, tuhaf şeylerden kendimi çekerken, artık tam tersine sorular sormaya, yüksek sesle olmasa bile en azından içimden her şeyi sorgulamaya başladım.”

        * * * * *

“Tommy, Hailsham’da geçirdiğimiz bütün yıllar boyunca gözetmenlerin bize neyi ne zaman söyleyeceklerini hep dikkatle ve bilerek zamanladıklarını düşünüyordu; yani biz her zaman verilen en son bilgileri anlayamayacak kadar genç oluyorduk. Ama tabii ki bir yere kadar anlıyorduk bize anlatılanları, bu sayede bütün her şey biz doğru dürüst araştırmadan önce kafamıza yerleşmiş oluyordu.”

        * * * * *
“Evet, sana kesinlikle saygı duyuyor. Bunu biliyorum, çünkü kendisi söylerdi bana. Ne kadar güçlü olduğunu, yapacağını söylediğin şeyleri mutlaka yaptığını, sözünde durduğunu söylerdi. Bir keresinde bana, köşeye sıkışsa oğlanlardan biri yerine senin desteğini tercih edeceğini anlatmıştı.”

                             * * * * *

Üçüncü kısımda bakıcı eğitimi alıp bakıcı olmak için Kulübeler’den ayrılan Kathy’nin yeni yaşamından söz ediliyor. Hailsham’da kendine en yakın iki isim Ruth ve Tommy’nin yaşamındaki konumları artık iyice farklılaşmıştır.

“Kulübeler’in dışındaki hayat, kulübeleri kimin yönettiği ve büyük dünyayla nasıl bir bağlantısı olduğu hakkında hiçbir şey düşünmüyorduk. O yıllarda hiçbirimiz bu tür şeyleri merak etmezdik.”

                             * * * * *

“Ana caddeye varmak rahatlatıcıydı, çünkü caddenin gürültüsü bizim berbat ruh halimizi daha az fark edilir kılıyordu.”

        * * * * *

“Sanat çalışmalarınızı aldık, çünkü bunların ruhlarınızı gösterdiğine inanıyorduk. Ya da daha ince bir ifadeyle söyleyeyim; sizin ruhlarınız olduğunu kanıtlamak için yaptık bunu.”

Kitap Hakkında Kim Ne Demiş?
(İşaretli yerlere tıklayarak yazıların tamamını okuyabilirsiniz)

Kitap samimi ve akıcı anlatımıyla okuru kavrayıveriyor. İlk seksen sayfada zaman zaman dikkatim dağılsa da devamında gelen bölümler, anlatılanlar, hikâyenin yavaş yavaş kendini açığa çıkarması hoşuma gitti. Acaba şöyle mi olacak, böyle mi derken bambaşka olaylarla karşılaşıyorsunuz.
Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısından iki cümle kafamda daha farklı bir hikâye canlanmasına sebep olmuştu. Bunlardan biri “Yatılı okul Hailsham’ın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar.”, diğeri ise “Şu sorunun cevabını da bulmak gerek: Sanat ve aşk zamanı durdurabilir mi?”. Ormanın Hailsham öğrencileri üzerinde büyük bir etki uyandırdığı izlenimini edinmiş olmalıyım ki romanda ona bağlı geniş bir bölüm beklentisi içindeydim. Bir de tutkulu bir aşk ve sanat dolu bir hikâye beklemiş olmalıyım ki bu beklentim de karşılıksız kaldı.
Kafamdakinden farklı bir hikâyeyle karşı karşıya kalmama rağmen kitabı beğendim. Anlatının samimiyeti ve akıcılığı, kitapta merak unsurunun hep diri tutulması benim için kitabın olumlu yönleriydi. Her üç karakterin de kendilerine çizilen kaderde fazla rol oynayamamalarının sebepleri var elbette. En önemli sebebi ise, spoiler olmaması açısından, açıklamak istemiyorum. Japon teknolojisinin her yere damga vurmaya başlayan gelişimi yanında yine zarif yine naif bir hikâye. Sanat ve aşk insan ruhunun en temel öğelerinden. Ve ruh, varlığının farkına varabilmek için bu ikisine ihtiyaç duymakta.
Kitap hakkındaki diğer yazılara değinmeden önce kısa bir mola diyorum. Kitabın 68. sayfasında sözü edilen Judy Bridgewater’ın Karanlıktan Sonra Şarkılar adlı albümünden, kitapla aynı adı taşıyan şarkıya yer veriyorum. 



Deniz’in Yorum Durağı” da spoiler vermeden kitabı okuma sebebi ve kitabın kendinde bıraktığı izlenimlerinden söz etmiş kısaca. Kitabın üslubunun hoşuna gittiğinden bahsederken içeriğinin büyük bir aşk hikâyesi barındırmadığını da belirtiyor.
 “bi’ kahve bi’ kitap” yine spoiler vermeden kitap ve yazarı hakkındaki düşüncelerini aktarmış. Eğer kitabın konusuyla ilgili detaylı bilgileri daha önce başka yerde okumadıysanız bu yazıdaki yorumlara dikkat. Çünkü kitabın can alıcı noktasıyla ilgili açıklamalar yorumlarda var. Zaten o noktayı öğrenince kitabın anlatımındaki önemli etki kayboluyor bence. Tabii yine de tercih sizin.
Bir diğer tanıtım yazısı “Ayşe’nin Kitap Kulübü”nde. Kitabı alıntılarla birlikte oldukça detaylı bir şekilde açıklamış. Ne olduğunu çok merak ettiyseniz ve kitabın can alıcı noktasını hemen öğrenmek istiyorsanız bu yazı tam size göre.
Yine fazla detaya girmeden, bambaşka bir tondaki kitap tanıtımı “edebiyat haber”de. “kitap dedektifi”nin kendi tabiriyle kitabın kendisinde bıraktığı yansımaları anlatan yazısı.
“Beni Asla Bırakma” 2010 yılında filme de çekilmiş. 103 dakikalık Amerika – İngiltere ortak yapımı filmde başrolleri Keira Knightley, Andrew Garfield, Carey Mulligan, Charlotte Rampling, Sally Hawkins paylaşıyorlar. Senaryosunu Alex Garland’ın yazdığı filmin yönetmeni ise Mark Romanek. Filmi seyretmeyi, en azından şimdilik, düşünmediğim halde okuduğum yazılarda pek çok kişi filmi beğendiğini ifade ettiği için bir fikir edinmeniz açısından filmden sahnelerle sizi baş başa bırakıyorum. İyi seyirler ya da… İyi okumalar.


                                                ▬  ▬

Bu Haftaki Tercihleriniz

İTİRAFLAR (Jean-Jacques ROUSSEAU)

YAĞMUR İLE TOPRAK ÇEVRİMİÇİ

İSLAM'DA BÜYÜK GÜNAHLAR (Yaşar Nuri ÖZTÜRK)

ÖMRÜMDEN UZUN İDEALLERİM VAR (Suna KIRAÇ)