11 Şubat 2017 Cumartesi

ONUNCU KEHANET (James REDFIELD)

Yasalar, düzenler, kurallar… Tüm bunlar dünyanın iyi bir yer olmasına yardımcı oluyor mu sizce? Yoksa bir şeyler eksik mi kalıyor?
Nerede hata yapıyoruz acaba? “Sistem” mi acımasız? 
Sistemi oluşturan da insanlar değil mi sonuçta?
Tüm bunların James Redfield’ın “Onuncu Kehanet” romanıyla ne ilgisi var diyorsanız...


Herkesin refah ve mutluluk içinde bulunduğu bir yer pek çok kişinin hayalidir; fakat böyle bir yer oluşturmanın güçlüğü hatta imkânsızlığı nereden ileri gelmektedir? İşte tam da bu noktada kitap bize yol gösteriyor.
James Redfield Onuncu Kehanet’te “Dünyayı düzeltmek için önce insanın kendini düzeltmesi, geliştirmesi gerekir” fikrini merkeze alarak farklı öğretilere yer vermiş.
Kitabın arka kapağında “Dokuz Kehanet yalnızca bir başlangıçtı” diye bir ibare var. Eğer benim gibi siz de bu açıklamayı göz ardı eder ve doğrudan “onuncu kehanet” le işe başlarsanız kitaba hâkim olmakta güçlük çekebilirsiniz.
Kitapta “kehanet” şeklinde ifade edilenler aslında birer “anlayış” ya da “öğreti”. “Dokuz Kehanet” adlı romanda bu anlayışlara yer verilmiş. Benim okuduğum “Onuncu Kehanet” ise bunun devamı niteliğinde. İlk kitabı okumadığım için kahramanları ve onların özelliklerini anlayıp öğretileri bir yere oturtmakta zorlandım. Kitabın ilk yarısı böyle geçti. Kuşkusuz diğerini okumuş olsaydım başlangıçta bu kadar güçlük çekmeyecektim.
Buna rağmen kitap genel olarak hoşuma gitti. Bir macera filmi izliyormuşum gibi hissettim. - Zaten “Dokuz Kehanet”in filmi de çekilmiş. - 



Ancak ben bu tarz kitaplardan “IşıkTemsilcileri”nin anlatımını daha samimi, hikayesini daha “mümkün” bulmuştum. Bu kitapta “gerçek dışı” ögeler daha fazla. Yine de mistik olaylar, reenkarnasyon, kehanetler, ölüm sonrası yaşam… gibi konular ilginizi çekiyorsa kitap tam size göre; ama konu bütünlüğü açısından önce “Dokuz Kehanet” i okumanızı tavsiye ederim.

Yazar James Redfield psikoterapistlik yapmış, doğu felsefelerine ilgisi olan biri. bu sebeple konuya oldukça hakim. Zaten benzer konular çerçevesinde “On İkinci Bilgi”, “Kehanetlerin Gizemi” adlı kitapları da var. Tercih size kalmış. Her zaman olduğu gibi, “kitabı en iyi kendi tanıtır” düşüncesinden hareketle “Onuncu Kehanet”ten alıntılara geçiyorum.

“Bu vadiye gelenlerin çoğu Ulusal Ormanın güzelliğini seyretmeye gelmezler. Buraya Kehanetlerden söz etmek amacıyla gelirler. Onuncu Kehaneti buralarda bir yerlerde bulacaklarını umuyorlar. Hatta birkaç kişi Onuncu Kehanetin neden söz ettiğini bildiklerini bile iddia ediyor.”

                                               * * * * *

“Bir an uzaklara baktıktan sonra, ‘Benim sorunum şu,’ dedi. ‘Geçen üç yüz yılın başka türlü olmasını isterdim. Bu topraklarda yaşayan insanları yok sayarak, Avrupalıların buraya yerleşmelerini bir türlü hazmedemiyorum. Bu korkunç bir suç. Sanki geçmişi değiştirebilirmişim gibi olayların başka türlü cereyan etmiş olmasını istiyorum. Bizim yaşam biçimimiz çok önemliydi. Biz anımsamanın değerini öğreniyorduk. Avrupalılar durup dinleselerdi, atalarımın verdiği bu büyük mesajı alabilirlerdi.”

                                               * * * * *

“İlk Dokuz Bilgi hem kişisel, hem de toplumsal düzeydeki manevi gelişmenin gerçeklerinden söz ediyordu. Ama aslında bu bilgileri uygulamak, onları yaşamak ve bu yazgıyı yerine getirmek, söz konusu süreci tam anlamıyla kavramayı gerektiriyor; bu da Onuncu Kehaneti oluşturuyor. Bu bilgi bize dünyanın manevi dönüşüm gerçeğini yalnızca dünyevi boyutun görüş açısından göstermekle kalmayıp aynı zamanda ölümden sonraki yaşamın görüş açısından da gösterecektir.”

                                               * * * * *

“Şimdilerde insan kültürünün kutuplaştığını, bu tarihi süreç içinde kontrolü bırakmak istemeyenlerin eline son bir fırsat daha geçtiğini, gücü yakalayıp yeni teknolojileri kendi amaçları uğruna sömüreceklerini Williams biliyordu.”

                                               * * * * *

“Konuşurken, daha önce Wil’den ve Williams’dan duyduklarımdan daha fazlasını açıkladığımı hissetim, ama bütün bu söylediklerimi eskiden bildiğimi fakat bu dakikaya kadar fark etmediğimi sezinledim.”

                                               * * * * *

“Kızılderililerin kültürleri pek mükemmel olmasa bile, Avrupa zihniyetinin köklerini yeniden kazanması için bir model sağlayabilirdi.
Sezgilerinin sesini dinleyen bu bireyler, ruhlarının yepyeni bir özgürlüğe kavuşacağını hissedip bu kıtaya yerleştiler, ama kendilerini güvenceye alma kaygısıyla fethetme ve hükmetme gereksinimine yenik düştüler. Ülkenin uçsuz bucaksız doğal kaynaklarından yararlanmak telaşı içinde, yerli kültürlerin önemli gerçeklerini yok ettiler.”

                                               * * * * *

“Fiziksel dünyaya gözümüzü açtığımız zaman, bilgilerimizin bilinçaltına gizlenmesi sorumuyla karşılaşıyoruz. Ve günün kültürel gerçeklerine göre eğitilip yetiştiriliyoruz. Bundan sonra, bazı şeyleri yapabilmek için tüm anımsayabildiğimiz bu sezgiler ve altıncı hisler oluyor.”

                                               * * * * *

“Şiddet eylemini gerçekleştiren suçluyu, yüzeysel öğütlerle doğru yola çevirmeye çalışmak veya hoşgörüyle hafifletici nedenler ileri sürmek yanlıştır. Saplantıların tutsağı olanları suç işledikten sonra özgür bırakmak bu davranışların tekrarlanmasına olanak sağlar. Ayrıca bu davranışların ciddiye alınacak kadar vahim olmadığı fikrini kuvvetlendirir ve böylece aynı ortamda aynı suçlar işlenir.”

                                               * * * * *

“Neler olduğunu bir düşünsene. Batılı düşünce gizemle ilişkisini yitirdi. Kereste elde etmek derdine düşüp ormanların gizemini yok etti. Yabanıl hayvanların yerini süs hayvanları aldı. Kentleşme insanların çoğunu yalnızlığa sürükledi. Böylece golf sahalarında gezintiyi doğaya yolculuk sanıyoruz. Yabanıl yaşamın gizemini parmakla sayılacak kadar az kişinin bildiğinin farkında mısın?”

                                      ▬    ▬      ▬