8 Mart 2015 Pazar

KARANLIK BİR DÜNYADA BİLİMİN MUM IŞIĞI (Carl SAGAN)

Bilime meraklı mısınız? Peki bilimsel gerçeklere kapınız her zaman açık mı? 
Günümüzde, hem de teknoloji ve bilim alanında bu kadar ilerlemişken sahte bilim, gericilik, yobazlıktan neden bu kadar çok bahsediliyor acaba?
Çağlar değişse, ülkeler farklılaşsa da “akıl” ve “bilim” bir noktadan sonra geri planda mı kalıyor yoksa?
Sağlık, tarih, din, eğitim...; BİLİM
Karanlık bir dünyada bilimin mum ışığıyla ilerlemenin mümkün olduğunu düşünenler için...

carl sagan
“Kanada’nın Queens Üniversitesi, Dr. Sagan’a yirmi ikinci onur derecesini sunarken şu yorumda bulunmuştu: ‘Carl Sagan hayranlık uyandıracak denli yetenekli bir gökbilimci ve yaşayan en iyi yazınsal üsluba sahip bilim yazarıdır… Okuyucular olarak, zekâmıza ve ilgimize olan kesin güvenini, aydınlatıcı bakışını ve hoş nükteciliğini takdirle karşılıyoruz. (yazar hakkında)”


                                               * * * * *

“Dünyamızı sorularımızın cesareti ve yanıtlarımızın derinliğiyle önemli kılarız. (yazar hakkında)”

                                               * * * * *

“Sagan bu kitabında elli bin nüfuslu küçük bir kentte bir bilim merkezinin duyarlı insanların katılımı ve dayanışmasıyla nasıl kurulduğunu anlatıyor. Gelecek yüzyılın gençlerinin bilimi daha iyi anlayan bireyler olmasını isteyen Japonya’nın, 138 yeni bilim müzesi ya da merkezi kurmaya karar verdiğini biliyoruz. Bilimi her düzeyde anlaşılır hale getirmeye çalışan kitaplar, bilimi açıklayan ve sevdiren bilim müzeleri, iyi ve doğru hazırlanmış bilimsel içerikli TV programları, belgeseller. Bunların hepsi karanlığı aydınlatmaya çalışan birer mum, birer ışık kaynağı. Gelin bizler de bu kaynaklardan yararlanalım. Hatta yararlanmakla da yetinmeyelim, ‘Bir mum da ben nasıl yakabilirim’ diye düşünelim. (Sunuş – Prof. Dr. Tosun Terzioğlu)”


                                               * * * * *

“Bilim önüne geçilemeyen bir merak dalgası yaratır. Sahte bilim de öyle. Bilimin popülerleştirilmesi süreci yetersiz ve cılız kalırsa ortaya sahte bilimin zaman kaybetmeden dolduracağı açıklar çıkar. Herhangi bir bilgi doğru kabul edilmeden önce yeterli kanıt gösterilmesi gerektiği yaygın olarak anlaşılsaydı, sahte bilim de ortaya çıkmayacaktı.”

                                               * * * * *

“Dünyanın her yanında bilime tutkun zeki, hatta fazlaca zeki inanılmaz sayıda insan var. Ama bu tutku karşılıksız kalıyor. Araştırmalar, Amerikalıların yüzde 95’inin ‘bilim cahili’ olduğunu gösteriyor. Bu, bir köleye okuma yazma öğretmenin çok ciddi cezalarla yasaklandığı İç Savaş öncesi dönemde, neredeyse hepsi köle olan Afrikalı-Amerikalıların cehalet oranıyla aynı.”

                                               * * * * *

“Her kuşak, kendinden sonraki kuşakta eğitim standardının düşmesinden endişe duyar. Sümer uygarlığından kalma, insanlık tarihindeki en eski metinlerden biri sayılan 4000 yıllık kısa bir deneme, gençlerin bir önceki kuşağa kıyasla çok cahil olmasından yakınıyor.”

                                               * * * * *

“Kolera hastası için dua edebiliriz kuşkusuz. Ama dua yerine ona 12 saatte bir 500 miligram tetrasiklin vermeyi de deneyebiliriz. (Hıristiyanlık Bilimi dediğimiz din, hastalıklara mikropların neden olduğu kuramını reddediyor; eğer dua işe yaramazsa, inançlı bir Hıristiyan, çocuklarına antibiyotik vermektense öldüklerini görmeyi yeğleyebilir.”

                                               * * * * *

“Edmund Way Teale, 1950 tarihli Circle Of The Seasons (Mevsimlerin Döngüsü) adlı eserinde aynı ikilemi daha iyi incelemiş görünüyor:
Ahlaki açıdan değerlendirilecek olursa, kendinizi iyi hissetmenizi sağladığı sürece bir şeyin doğru olup olmadığını umursamamak, cebiniz doluysa paranın nereden geldiğine boşvermek kadar kötüdür.

                                               * * * * *

“Sahte bilim ve gizemcilik Amerika’da diğer ülkelere göre daha yaygın olduğu için değil, benim en iyi bildiğim örnekler oldukları için bu kitapta ele alacaklarımın çoğu Amerika’dan olacak.”



                                               * * * * *

“Son zamanların en başarılı küresel sahte bilim örneği, - birçok ölçütle düşünüldüğünde neredeyse din haline gelmiş – Hindu öğretisi Deneyüstü Meditasyon (DM) [Transandantal Meditasyon (TM)]. Bu öğretinin kurucusu ve ruhani lideri Maharishi Makesh Yogi’nin uyuşturucu telkinlerini televizyondan izlemek bile olası.”

                                               * * * * *

“Bugün Rusya UFO’ların, hayaletlerin, falcıların, sahte doktorların, tılsımlı suların, eskiden kalma bağnazlığın istilasına uğramış durumda.”

                                               * * * * *

“Yöneticilerin, medyum şarlatanlara geleneksel bir düşkünlüğü var. Eski Çin ve Roma’da yıldız falcılığı imparatorun kişisel malı sayılıyor ve bu sanatın özel kullanımı devlete karşı işlenmiş bir suç sayılıyordu. Özellikle Güney Kaliforniya kültürüne özgü safdilliğin etkisiyle olsa gerek, Nancy ve Ronald Reagan, özel yaşamlarında ve siyasette – seçmenden gizlemeyi başararak – bir yıldız falcısının tavsiyelerine başvuruyorlardı. Uygarlığımızın geleceğini etkileyen karar verme süreci kısmen şarlatanların elinde. Bu gibi saçmalıklar Amerika’da gerçekleşse de etkileri dünya çapında olabiliyor.”

                                               * * * * *

“Kitabın bazı bölümlerinde dinbilimin aşırılıkları konusunda eleştirel bir tavır takınacağım; çünkü uç noktalara gidildikçe sahte bilimi, öğreti niteliği taşıyan gerçek dinden ayırmak çok güçleşiyor.”

                                               * * * * *

“Dini liderlerden biri, bana yazdığı mektupta, ‘disiplinli doğruluk’a nasıl özlem duyduğunu dile getiriyordu:
Yaşantımızı duygularımız belirler oldu… Bir yanda dine aşırı bağlılık ve ucuz ruhbilim, diğer yanda kibir ve dogmatik hoşgörüsüzlük, dini yaşamı öylesine olumsuz etkiledi ki din artık tanınmaz hale geldi. Bazen dayanma gücümün tükendiğini hissediyor, sonra yine umutla ve inatla yaşamayı sürdürüyorum.

                                               * * * * *

A Candle in the Dark (Karanlıkta Bir Mum), Thomas Ady tarafından yazılmış, o sıralarda ‘insanları arındırmak’ gerekçesiyle sürdürülen cadı avlarını şiddetle eleştiren, büyük ölçüde İncil’e dayalı, 1656’da Londra’da basılmış cesur bir kitabın adı. Sözü geçen çağda Avrupa’da, herhangi bir hastalık ya da fırtınadan, olağanın dışında gerçekleşen her şeyden büyücülük sorumlu tutuluyordu.”

                                               * * * * *

“Dünya’ya yeni inmiş ve çocuklarımıza televizyon, radyo, sinema, gazete, dergi, çizgi roman ve kitap yoluyla neler sunduğumuzu araştırmaya girişmiş bir uzaylı, onlarca cinayet, tecavüz, acımasızlık, batıl inanış, budalalık ve tüketim öğretme kararı aldığımızı düşünecektir. Doğrusu bu çabayı gerçekten gösteriyor, büyük ölçüde de başarılı oluyoruz. Çocuklara bilimsel düşünce ve umut aşılamaya çalışsaydık nasıl bir toplum olurduk?”

                                               * * * * *

“Fransa’da on binlerce cadının bir gece ayini için meydanda toplandığı ya da 12 000 acuzenin Newfoundland’a doğru havalanarak göğü kapkara kuşlar gibi doldurdukları şeklindeki iddialar sorgusuz sualsiz kabul ediliyordu.”



                                               * * * * *

“Ne var ki hipnoz, belleği tazeleme konusunda güvenilir bir yöntem değildir. Hipnoz sırasında, gerçek anıların yanı sıra, ne hastanın ne de terapistin ayırt edebildiği düş ürünleri, fanteziler de işin içine girer. Hipnoz, kişinin telkinine çok açık olduğu bir durumdur. Mahkemeler kanıt, hatta suç soruşturmalarında hipnoza başvurulmasını yasakladı. Amerikan Tıp Derneği, hipnoz sırasında anlatılan anıların uyanıkken anımsananlardan daha az güvenilir olduğunu belirtiyor.”

                                               * * * * *

Gerçek anılar hayaletler gibiydi; sahte anılar ise öylesine inandırıcıydı ki gerçeklerin yerini aldı. (GABRIEL GARCIA MÀRQUEZ – Garip Hacılar / 1992)”

                                               * * * * *

“Kimi iddiaları sınamak oldukça zordur; örneğin, bir hayaleti ya da brontosaurusu bulmaya yönelik bir araştırma gezisinden eli boş dönülmesi, bu yaratıkların var olmadığı anlamına gelmez. Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir.”

                                               * * * * *

“Saygı, hayranlık, etik, ayin, toplum, aile, yardım, siyasi ve ekonomik adalete adanmış birçok din, bilimin bulgularını başkaldırı değil, kendilerini yücelten ilerlemeler olarak görüyor. Bilim ve din arasında çelişki olması gerekmiyor. Bir noktada benzer ve uyumlu rolleri paylaşıyor, birbirlerine gereksinim duyuyorlar.”

                                               * * * * *

“Kayıtsızlık, umursamazlık yoluyla ya da yetersizlik ve kuşkuculuk korkusuyla çocukların bilime olan şevkini kırarsak seçim haklarını, geleceklerini kurmalarına yarayacak araçları ellerinden almış oluruz.”

                                               * * * * *

“Çin Bilim ve Teknoloji Derneği’nin 1993 tarihli bir anketi, Amerika’da olduğu gibi, Çin’de de insanların ancak yarısının Dünya’nın Güneş çevresinde yılda bir dönüş yaptığını bildiğini gösteriyor. Bu durumda rahatlıkla söyleyebiliriz ki Copernicus’tan dört buçuk yüzyıl sonra hala Dünyadaki insanların çoğu, gezegenimizin kıpırtısızca evrenin merkezinde oturduğuna ve bizim ‘özel’ olduğumuza yürekten inanıyor.”


                                               * * * * *

“Eflatun, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı boyaları karıştırınca açık kahverengi elde edersiniz. Ama aynı renkteki ışıkları karıştırdığınızda ortaya beyaz renk çıkacaktır. Nasıl oluyor bu iş?”

                                               * * * * *

“Neden bayağı buz beyaz, fakat saf buzul mavidir?”

                                               * * * * *

“Çocukluğumda, New York’taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’ne gitmiştim. Diyoramalar büyülemişti beni. Dünyadaki hayvanların ve doğal ortamlarının tıpkı gerçeğe benzeyen maketleri.”

                                               * * * * *

“İyi bir bilim müzesi, çocuğa kitap okuma, bir ders alma ya da keşif sürecini yeniden yaşamak için müzeye tekrar gitme, ama en önemlisi bilimsel düşünmenin yöntemini öğrenme yolunda esin verir.”

                                               * * * * *

“ ‘Ulusal bilim yoktur’ diyor Rus oyun yazarı Anton Çehov, ‘tıpkı ulusal çarpım tablosu olmadığı gibi’.”
                                         ▬    ▬      ▬