18 Şubat 2017 Cumartesi

ARSEN LÜPEN (Maurice LEBLANC)

Polisiye romanları sever misiniz? Mesela Sherlock Holmes. Güçlü gözlem yeteneği ve zekasıyla olayları çözüme kavuşturan ünlü dedektifin maceraları sizi cezbediyor mu? Ya da ünlü polisiye yazarı Agatha Christie’nin romanları sizi maceradan maceraya sürüklüyor mu? Öyleyse bu kitap da tam size göre. Neden mi?


Arsen Lüpen de polisiye romanların ünlü kahramanlarından biri. Zenginden alıp fakire verme çabası, insanlara ölümcül zararlar vermekten kaçınması onun “kibar hırsız” olarak da tanınmasını sağlamış.
“Sıkıysa Yakala” Arsen Lüpen maceralarından belki de en heyecanlı olanı. 
Kitabı bir süre önce öğrencilerimden birinin tavsiyesiyle hatta biraz da ısrarıyla elime aldım. Tam bir polisiye tutkunu olan öğrencim kitabın mutlaka okunması gerektiğini “defalarca” vurguladı. Çantasındaki diğer kitapları da arkadaşlarına getirmiş. Tabii ki Sherlock Holmes ve Agatha Christie. O kadar kitap arasında bu kadar methettiği bir kitaba daha fazla kayıtsız kalamazdım. Ve…..

Evlenmek üzere olan bir dük… Nişanlısının zengin ailesi… Yapacağı hırsızlık hakkında kibar hırsızdan gelen mektuplar… Bir solukta okunan müthiş bir macera. Kurgusu çok hoşuma gitti. Kitabın sonuna doğru olayı çözmenize rağmen tansiyon hiç düşmüyor. Bir kaçış planının nasıl sonlandığını görmek için son sayfaya kadar devam ediyorsunuz. Ama şöyle bir handikap var. Bu kitaptan sonra bir başka Arsen Lüpen kitabı – en azından uzun bir süre - okuyacağımı pek düşünmüyorum; çünkü bunun hikayesi oldukça etkileyiciydi. Şu sıralar okuyacağım bir başka Lüpen ister istemez bu kitapla mukayeseye tâbi olur. Dediğim gibi polisiye seviyorsanız beğeniyle okuyabilirsiniz; ama diğer Lüpen kitaplarını da okumayı düşünüyorsanız tavsiyem bunu biraz sona bırakın.

“Nişanlımın kuzeni Madame de Relzieres geçen gün benim onuruma evinde bir parti verdi ve Paris’in yarısını tanıştırdı bana, tanıyacağım ve salonlarımda göreceğim Paris’i yani.”

                                               * * * * *

“Germaine surat asarak, ‘Hep canımı sıkıyor, sinirlendiriyorsun beni.’ diye homurdandı. ‘Ve bunu kasıtlı olarak yapıyorsun, hiç de güzel bir davranış değil bu. Böyle devam edersen sana olan sevgim azalacak, bunu düşün.’ Dük yine çocukça bir neşeyle hafif bir kahkaha attı ve ‘Bunu yapmak için evlenmemize kadar bekle hiç olmazsa, hayatım.’ dedi ve nişanlısını daha çok sinirlendirdi.”

                                               * * * * *

“Çünkü alaycı bir görünüşünüz var, ilk bakışta soğuk, sert bir adam gibi duruyorsunuz. Ama genelde acı çekmiş insanlar böyle görünmeyi yeğlerler… Aslında onlar hoşgörülü insanlardır.”

                                               * * * * *

“İkisi de sustular ve sanki birbirlerinin ruhlarını anlamaya çalışmak ister gibi gözlerinde ciddi ifadelerle bir süre birbirlerine baktılar. Fakat o sırada salonun kapısı hızla ardına kadar açıldı ve Germaine’in o haşin, öfkeli sesini duydular.”

                                               * * * * *

“Üzerinde oldukça iyi halli insanların giyebileceği bir kıyafet vardı. Ve botları da ayaklarının rahat etmesi için seçilmişe benziyordu. Ama gözleri ışıl ışıl parlıyor ve hemen dikkat çekiyordu. Bu gözler insanlara çok dikkatli, adeta deler gibi bakıyor, çekinecek bir şeyleri olan insanları hemen rahatsız ediyordu.”

                                               * * * * *

“Tarihi, antika mücevherlere asla dokunmamak gerekir. Onlar üzerinde bir değişiklik yapmak tarihi bir parça olarak değerini düşürür.”

                                               * * * * *

“Germain’in zengin ama asil olmayan arkadaşları, Dükün yanında pek de rahat olamıyorlardı. Onun vakur, hiçbir şeyi umursamaz hali zengin ailelerin çocukları olan genç kızların hiç de hoşuna gitmiyordu.”

                                               * * * * *

“Evet, zenginler dünyasında moda galiba bu, kimse mektuplarını kendisi yazmıyor, çalışanlarına yazdırıyor ve tabii benim de uymam gerekiyor bu modaya.”
                                         ▬    ▬      ▬