3 Aralık 2016 Cumartesi

SÖYLEŞİLERİM (Tacim ÇİÇEK)

Sanat ve edebiyat anlayışının değiştiği, popüler kültürün ön plana çıktığı günümüzde “Söyleşilerim” adlı kitabı okumak benim için büyük bir keyifti. Kitabın öğretmen bir arkadaşın hediyesi olması ise ayrı bir mutluluk…
Kitap adından da anlaşılacağı gibi sohbetlerden oluşuyor. Yazar Tacim Çiçek’in sanat dostlarıyla yaptığı, daha önce çeşitli dergilerde yayımlanan sohbetleri kitapta bir araya getirilmiş. Son bölümde de yazarın kendisiyle yapılan röportajlara yer verilmiş. 


Şiir, çocuk edebiyatı, öykü; dergi, yayıncılık hakkındaki konuşmalar… Zaman zaman sivri dilli yazılar yüzünden kitabı toplatılanlar… 12 Eylül’den sonra toplum anlayışının nasıl değiştiği… 
Ortak nokta: Sanat adamı hassastır, duyguludur… Hem yakın çevresine hem topluma karşı duyarlıdır. Güzele güzelliğe, faydalıya kapı aralar. 

Sizler de bu tarz yazılara ilgi duyuyorsanız keyifle okuyabileceğiniz bir kitap. Kapak ve içeriği hoşuma giden kitabın yazımına biraz daha özen gösterilseymiş…
Ufak bir ayrıntıya da değinmek isterim. Kitapta farklı kişilerle sohbetlere yer verildiğini söylemiştim. Alıntı yaptığım yazar ya da şairlerin ismini yanlarında belirttim. İsim olmayan bölümler ise Tacim Çiçek’e ait.
Sanat ve edebiyat dolu günlerle… 

“Çıkışı, gazetelerin okurlarını biçimlendirmeye dayanan ve yarayan mülakat (söyleşi) sonuçta boyutu değiştirilmiş de olsa ilk yapısını korumaktadır diyebiliriz.

                                               * * * * *

“Edebi söyleşiler eskiden dergilerin olmazsa olmazlarından iken günümüzde olmazsa da olurlarından olmuştur.”

                                               * * * * *

“Bizdeki toplumsal ve sanatsal söyleşinin mimarı Yaşar Kemal’dir. Onun çizgisi ve özgünlüğü söyleşimizi canlandırmıştır. Yaşar Kemal’in çizgisini, özgünlüğünü; farklılığıyla renklendiren ve böylece söyleşimizi Batı’da tanıtan da Fikret Otyam’dır. Her ikisi de edebi dillendirmeyi ve yalınlığı elden bırakmamıştır. Söyleşiyi hikâye kalıbı olarak kullanan ve çok başarılı olan da Bekir Yıldız’dır.”

                                               * * * * *
görsel: sam kalda
“Toplum tüketimin tüketici fareleri oldu, bunu her gün yaşıyorum, görüyorum, ama adamlığın geçerli ölçü birimi para. Ne kadar para o kadar adam, ne kadar ekmek o kadar köfte gibi. Dağarcığın doluymuş felsefeciymişsin, filozofmuşsun, yazarmışsın, ressammışsın, tiyatrocuymuşsun, oyuncuymuşsun hiç önemi yok bunların zirvesinde bile olmanın. Paran pulun yoksa adam değilsin. Anadolu’nun imeceleri paylaşımcılıkları yerle bir edildi. Köşe dönmeci, altta kalanın canı çıksıncı, gemisini yürüten kaptancı, dizgeyi uzatmak olası… (Kazım Güzel )”

                                               * * * * *

“Veysel Gültaş’ın edebiyatçı kimliği kimi zaman hukukçu yanının önüne geçer. Onu ötelemek, bütün zamanına sahip olmak ister. Çünkü yapmak ve yazmak istediği güzelliklere engel olduğunu düşünür. Öte yandan da hukukçu yanının kendisini beslediğini ve zenginleştirdiğini düşünür, haksızlık yapmamak için bu isteklerine engel olur. Ne zaman ve ne kadar sürer bu çatışma o güzel beyinde bilmek olanaksız.”

                                               * * * * *

“Ayrımcılık ne yazık ki her alanda kendini gösteriyor. Sanıyorum S. Faik’in sözü olmalı: ‘İnsanlara edebiyatı sevdirin yoksa kötülüklerin önüne geçemezsiniz.’ Bu saptamayı çok önemsiyorum. Medya arabesk kültürü bilinçli olarak pompalıyor. Edebiyatta bunun yansımasını ve eksikliğini görmezden gelemeyiz. Edebiyatçılarımız küçük bir oluşumda büyük bir imza olmayı, büyük bir oluşumda küçük bir ayrıntı olmaya tercih ediyorlar. (Veysel Gültaş)”

                                               * * * * *

“Makedonya’da bir yargıçla karşılaştım. Bürosundaki kitaplıkta binden fazla şiir kitabı vardı. Tabii başka kültür kitapları da… Şimdi bu yargıçla başka bir yargıcı kıyaslamak olası mı? Bence en çok okuması gereken mesleklerin başında hukukçular olmalı insanımızın ve ülkemizin hakkı olan mutlu ve gerçek bir yaşama kavuşmaları için. Bana göre iyi şiirler insana enerji veriyor. Yazdıklarımla inan ki Nazım’ın ‘büyük insanlık’ dediği insanımızın yanındayım. (Veysel Gültaş)”


                                               * * * * *

“Benim şiir serüvenim, ben istediğim için değil, çevremdekilerin ‘Karacaoğlan’ı okuyan dellenir’ demelerinden kaynaklanıyor. Doğru muydu dedikleri? Deneyecektim! (Mehmet Demirel Babacanoğlu)”

                                               * * * * *

“Ülkemizde ‘eleştiri’ sözcüğünün içeriğini kapsayan bir eleştirmen yok. Fazıl Hüsnü Dağlarca, bir söyleşisinde Ataç gibi bir eleştirmen olmadığını belirtiyordu.. Biz bu anlamdan geliyoruz.
Bugünkü eleştirmenler (!) ‘değini, tanıtım’ yazıları yazıyorlar. Kimi kez öyle oluyor ki, şiirden uzaklaşıyor; kişiliğe yöneliyor bu yazılar. Kişi övülüyor/yeriliyor. Buna da eleştiri diyorlar, neresi eleştiri bunun? (Mehmet Demirel Babacanoğlu)”

                                               * * * * *

“Genel anlamda, günümüz şiirleri toplumdan uzaklaşmaktadır. Kişiye özel yazılıyor; o kişi anlamıyor o şiiri!.. Estetiği, güzelliği olmayan, anlaşıl(a)mayan yazın türlerine bir ad takmışlar; ‘postmodern’. Anamalcılar (kapitalistler) böyle istiyormuş. Böyle olunca da şiir çıkmıyor ortaya! (Mehmet Demirel Babacanoğlu)”

                                               * * * * *

“Yapacak onca güzel şeyi olanların yalnızca kendi yaşamlarını değil tanımadıkları kimselerin de yaşamlarına güzellikler kattıklarını biliyorum. Dostlarım böyle insanlar, iyi ki onlar var ve ben iyi ki onlarla aynı zamanı paylaşıyorum. (Mehmet Demirel Babacanoğlu)”

                                               * * * * *

“Aslında şahsen tanışmasalar da edebiyata gönül vermiş olanların şahsen de tanışık olduklarına inanıyorum. Onları tanışık yapan dil, edebiyat ve sanat sevdalarıdır. Bu bir tür edebiyat kardeşliği, tanışıklığı diye düşünüyorum.”

                                               * * * * *

“Birbiriyle barışık, yeni anlamlarla yüklü sözcükler şiiri bir sel gibi coşturarak akıttığı vadinin sınırlarını zorlamıyorsa şiir, edebiyat adına görevini yapamıyor demektir. Öykü ve roman gereksiz sözcükleri kaldırabilir, bir yere kadar. Şiir asla kaldırmaz; diğer edebiyat türleri gibi hoşgörülü değildir yani. (İlhan Soytürk)”


                                               * * * * *

“Şiirin bir kalıbı yoktur, onu biçimlendiremezsiniz, o yatağında akıp gider. Şiiri, anlayışı doğrultusunda beğenir ya da beğenmez, bu okura kalmış bir şey. Okur, şairle ortak noktalarda buluşabilmişse o şiiri sever… (İlhan Soytürk)”

                                               * * * * *

“Her çocuğun ruhsal gereksinimi, zevk ve ilgisi farklıdır. Çocuğun zevk almadığı kitap, klasik de olsa o çocuk için bir anlam taşımaz. (İlhan Soytürk)”

                                               * * * * *

“Necatigil, ‘..şiir esin perisiyle veya eskilerin deyimiyle ilhamla yazılmaz, kökü derinde olan bir bilgi birikimidir ve zamanı gelir uç verir,’ diyor.”

                                               * * * * *

“Şimdilerde bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de sanatı salt para kazanmak için bir araç olarak gören bir kitle türedi. Yetenekle seri yazabilecek kadar becerikli piyasanın kokusunu çok iyi alabilecek kadar koklayıcı türedilerdir bunlar. Sanata katkıları, sanatın ruhunu incitecek kadardır. Özellikle bir kısım romancılarımız, şairlerimiz ve özellikle de şiir okuyucularımız… Bu bir kültürdür. Alt kültür. Yozlaştırılmış, metalaştırılmış sanat bozuntusu alt kültürü. (Şaban Akbaba)”

                                               * * * * *

“Genellikle, okuru da yazarı da kendi gibi düşüneni arıyor. Öylesi aynadan kendisini seyredip hayranlığında uyumaktır. Bir yerde herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse bir şey düşünmüyor demektir sözünü sık sık yinelerim. (Osman Bolulu)”

                                               * * * * *

“Her şeyin ve herkesin olduğu gibi her derginin de bir duruşu, edebiyata ilişkin bakışı vardır. Bu duruş-bakış yazarın-şairin duruşu-bakışıyla örtüşüyorsa o dergilerde daha sık yazar ve yayınlatırsın. Benim açımdan da durum çok farklı değil. (Aydın Şimşek)”

                                               * * * * *

“Biliyor musun, bizim kuşak artık Kelaynaklar gibi tek tek sayılıyor. Gidenler tarih oluyor, kalanlar da antika. (Zeki Büyüktanır)”

                                               * * * * *

“Sanata ve sanatçısına hoşgörüyle bakan, saygılı olan toplumlar gelişen ve yükselen çağdaş toplumlardır. (Ahmet Yeşil)”

                                               * * * * *

“Bazen bir insanın kendi seçimi ile ve ‘geçici’ olarak yalnızlığı yeğlemesi, yalnızlığa çekilmesi çok kez yapıcı ve yaratıcı sonuçlar doğurur. Yaratıcı insanlar yapıtlarını ya da buluşlarını ancak böyle yapıcı bir yalnızlık sürecinde ortaya çıkarabilirler. Bir başka deyimle, yaratıcı kişi gereğince yalnız kalabilmekten korkmayan insandır. Çünkü yalnız kalabildiği zaman içsel dünyasının derinliklerine, zenginliklerine inebilir ve bunları çeşitli sanatsal ürünlerle sizlere ulaştırabilir. (Ahmet Yeşil)”

                                               * * * * *

“Dünyanın bir parçasında 22. yy. ve çok ötesi yaşanırken, aynı parçanın bile farklı yerlerinde ya da bir başka bağımsız parçasında 10. yy. bütün hışmıyla varlığını sürdürüyor.”

                                               * * * * *

“Bir şiir gününde, Mayakovski şiirlerini okuduktan sonra, dinleyicilerden biri: ‘Şiirleriniz geçici. Yakında unutulacaklar.’ diye bağırır. ‘Bin yıl sonra gel bana, o zaman görüşürüz.’ diye yanıtlar Mayakovski de.”

                                               * * * * *

“Aslında edebiyat alanında ya da kültür kavramına giren her güzellik sonuçta toprağa serpilmiş tohumlar gibidir. Tohum yeterli özelliklere sahipse, toprak da tohuma uygunsa eğer karşılık bulmaları kaçınılmazdır. Tohumu çimlendirecek, büyütecek, ürüne dönüştürecek tüm şartlardan biri olmazsa tohum yaşayamaz. Edebiyat ürünlerini de böyle düşünebiliriz aslında.”

                                               * * * * *

“Disiplinli çalışmanın bir ayrıcalık olduğunu her fırsatta yineleyen dostum/kardeşim Özge Seçkin’in, ‘Yaşar Kemal’in bile bir paragrafı 20/30 defa yazdığı yerde, biz kim oluyoruz ki bir kere yazmakla yetiniyoruz,’ sözüyle noktalayalım söyleşimizi.”

                                            ▬    ▬      ▬