12 Kasım 2016 Cumartesi

MARAKEŞ'TE SESLER (Elias CANETTI)

Modern dünyanın karmaşasından uzaklaşmak, masalsı diyarlara uzanmak... Zamanın durduğu, geleneklerin devam ettiği bir ülkeye doğru… Hangi ülke mi? Fas.

Marakeş’in sokaklarında, çarşılarında dolaşmak, satıcılarla pazarlık yapmak, çıkmaz sokaklarda yol bulmaya çalışmak, yöre insanıyla tanışmak… 

Elias Canetti sizi ilginç bir seyahate davet ediyor.


Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Fas’taki gözlemlerine yer veren yazarın betimlemelerine hayran kaldım. Yazarın gezdiği yerler, konuştuğu kişiler sanki karşımdaydı. Bir kitapta “deve”lerle ya da “körler pazarı”yla ilgili bölümler okuyacağım hiç aklıma gelmezdi. Fas’ın kültürel tüm özelliklerini Elias Canetti’nin rehberliğinde öğreniyor, şehrin en olmadık yerlerine gidiyorsunuz. Bu arada bir bölümde Fas’ın hikâye anlatıcılarına da yer verilmiş.

Kitabın ikinci bölümünden bahsetmeden önce Elias Canetti’nin yaşamöyküsünde dikkatimi çeken bazı noktaları sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Elias Canetti’nin kökeni 1492’de İspanya’dan göç etmiş Sefarad Yahudilerine dayanıyor. 1905 – 1994 yılları arasında yaşamış. Eserlerinde kullandığı dil genellikle Almanca. Kimya öğrenimi görmesine rağmen edebiyat tutkusundan vazgeçmez ve daha üniversite yıllarında yazmaya başlar. 1981 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi. Bulgaristan doğumlu olan yazar, Viyana, Paris, Londra gibi pek çok şehirde yaşamış ve vasiyeti üzerine ünlü yazar James Joyce’un yanına gömülmüştür.

Şimdi kitabımızı alalım ve yazarla birlikte Marakeş turumuza başlayalım:



“«Burada deve eti çok yenir mi?» diye sordum. Şaşkınlığımı ilgisiz soruların gerisinde gidermek istemiştim.”

                                               * * * * *

“«Savaşta Fransa’daydım» dedi. Yaşına bakılınca, Birinci Dünya Savaşı’ndan söz ettiği anlaşılıyordu. «İngilizlerin yanında çarpıştım.» Sesini biraz alçaltarak hemen ekledi sonra: «İngilizlere bir türlü ısınamadım. Ama günümüzde savaş, savaş olmaktan çıktı. İnsanın önemi kalmadı artık, makineler konuşuyor şimdi.»”

                                               * * * * *

“Misk gibi kokar kapalı çarşılar, serin ve renkli yerlerdir. Her zaman için algılayacağı hoşa gider bir koku vardır burnunuzun ve koku dükkânlarda sergilenen mallar değiştikçe değişir. Dükkânlarda isimler, tabelalar göremez, vitrin denen şeyle karşılaşmazsınız. Satılık her şey açıkça sergilenir ortada. Satılığa çıkarılan malların fiyatları asla bilinmez, ne fiyat etiketleri iliştirilmiştir üzerlerine, ne de fiyatlar sabittir.”

                                               * * * * *

“Pazarlıkta aldatılmamak müşteri için bir onur sorunudur; ne var ki, karanlıkta el yordamıyla ilerlendiğinden, kolay değildir aldatılmamak. Fiyat ahlakının egemen olduğu ülkelerde çarşıdan pazardan bir şey satın almak hüner sayılmaz. Kafası çalışmayan salak bir kimse de çarşıya çıkar, aradığı malı bulup aldatılmadan bir alışveriş işini başarıyla sonuçlandırabilir.
Oysa Fas çarşı pazarlarında size ilk söylenen fiyat, akıl erdirilemeyecek bir bilmecedir. Kimse önceden kestiremez bu fiyatı, satıcının kendisi için bile böyle bir şey söz konusu değildir, çünkü aynı mal için pek çok fiyat vardır. Bunlardan her biri belli bir durum, belir bir müşteriyle ilgilidir; günün belir saatlerinde haftanın belli günlerinde değişir. Fiyatlar vardır, tek olarak satın alınan mallar için geçerlidir; fiyatlar vardır, aynı maldan iki ya da daha fazla alındığı zaman geçerlik kazanır. ”

                                               * * * * *

“Geçen yıl on beş yıllık bir aradan sonra Viyana’ya doğru yol alırken, Körler Pazarı’ndan geçtim, daha önce böyle bir yerin olabileceğini rüyamda görsem inanmazdım. Söz konusu isim bir kırbaç gibi şakladı üzerimde ve o gün bugün yakamı bırakmadı. Bu yıl Marakeş’e gittiğimde, kendimi bir ara ansızın körler arasında buldum. Yüzlerce kör, sayılabilecek gibi değil; büyük çoğunluğunu dilenciler oluşturuyordu. Bazen sekizi, bazen onu Pazar yerinin kıyısında yan yana dikiliyor, birbirinden ayrı gruplar oluşturuyordu.”

                                               * * * * **

“O müthiş kalabalık, o hayhuy şimdi nerede kalmıştır? O göz kamaştırıcı parlak ışık, o kulak tırmalayıcı sesler nerededir? Yüzler ve yüzlerce yüz nerede? Böylesi evlerin sokağa bakan bir penceresi yoktur, olsa da fazla değildir. Tüm pencereler avluya açılır, avlu da gökyüzüne. Yalnızca avlu sayesinde, insan, çevresiyle yumuşak ve ölçülü bir ilişki içinde yaşamını sürdürür.”



                                               * * * * **

“İlkin tenha sokaklardan birine saptım; dükkânların bulunmadığı, yalnızca evlerin yer aldığı bir sokaktı burası. Duvarlara, kapıların yanı başına, kısaca dört bir yana yerden biraz yükseğe kocaman el resimleri çizilmişti ve ellerdeki parmaklardan her biri belirgin kenar çizgilerini içeriyordu, maviye boyanmıştı çoğu: Nazara karşı savunmak amacıyla yapılmış el resimleriydi hepsi. Kentin bu bölgesinde en sıkı karşıma çıkan bir resimdi, ilgili bölgede yaşayanlar bu resimleri özellikle oturdukları evlere çiziyorlardı.”

                                               * * * * *

“Burada en çok öykücülere koşuyor halk. En kalabalık ve en sürekli halkalar öykücülerin çevresinde oluşturuluyor. Uzun zaman sürüyor gösterileri, içteki halkada dinleyiciler yere çömüyor ve bir daha o kadar çabuk doğrulup kalkmıyorlar. Geri kalanlar ise ayakta dikiliyor, bir dış halkayı meydana getiriyorlar; bunlar da yerlerinden pek kımıldamıyor, büyülenmiş gibi öykücünün söz ve jestlerine kendilerini kaptırıyorlar. Bazen iki öykücü oluyor, biri bırakıp biri anlatıyor.”

                                               * * * * **

Kitabın ikinci bölümü: Özdeyişler ve Notlar. Bu bölümde Elias Canetti’den aforizmalar yer alıyor. Kısa anekdotlar ve yaşamöyküsünü yine bu bölümde bulabilirsiniz. İki bölümün tarzı apayrı ama yazarı daha iyi tanımak ve farklı türdeki yazılarını bir kitapta bulmak adına neden tek kitap olmasın? Ben yine de Marakeş sokaklarından Canetti’nin düşünce ortamına geçmekte biraz zorlandım. Bu sebeple ikinci bölümü birkaç günlük aradan sonra okumaya başlayabildim.

Fas’ta yazarla birlikte dolaşmak, ardından karşılıklı sohbet etmek istiyorsanız Marakeş’in sesine kulak verin.

“Ne var ki, özgürlüğün kaynağını soluma işinde aramak gerekiyor. Her havayı herkes soluyabilir, soluma özgürlüğü bugüne dek gerçek anlamda yok edilmeden kalmış biricik özgürlüktür.”

                                               * * * * **

“Bilge kişi ömür boyu çocuk kalır; salt cevaplar, toprağı çorak, havayı solunamaz duruma sokar. Bilgi, yalnızca güçlüler için bir silahtır; oysa bilge kişinin silah kadar nefret ettiği bir başka şey yoktur. Tanıdıklarından daha çok sayıda insanı sevmek ister bilge ve bu isteğinden ötürü utanç duymaz, haklarında bir şey bilmediği kişilerden bir burnu büyüklükle soyutlamaz kendini.”

                                               * * * * **



                                               * * * * **

“Bir kimseye, seni hep seveceğim demek güzel bir şeydir. Bir de bunun gerçekten yapıldığını düşünün!”

                                               * * * * **

“Yumurtalar gibi cümleler yumurtluyor, ama kuluçkaya yatmayı unutuyor üzerlerinde.”

                                               * * * * **

“Büyük sözlerin, içinde su ısıtılan bir çaydanlık gibi ansızın ıslıksı sesler çıkararak insanı uyarması yerinde olurdu.”

                                            ▬    ▬      ▬