17 Temmuz 2016 Pazar

DÜNYANIN EN BÜYÜK SIRRI (Og MANDINO)

Dünyanın en çok okunan kişisel gelişim kitabı yazarlarından biri olan Og Mandino kitabında bize “Dünyanın En Büyük Sırrı”nı (!) veriyor.
Kitabı okuduğumuzda anlıyoruz ki biz aslında bunların pek çoğunu biliyoruz. Ama yaşamın karmaşası ve koşuşturması içinde büyük bir kısmını ya göz ardı ediyor ya da gözden kaçırıyoruz.
Kitabın ana temasını bir kenara bırakırsanız (Og Mandino’nun Simon adlı bir melekle (!) yaptığı görüşmeler) kitap daha çok ilginizi çekebilir. En azından ben anekdot ve kısa önerileri kendime daha yakın bulanlardanım. Belki de daha gerçekçi, daha insana dair olduğu içindir… Çünkü özellikle yabancı kaynaklı kişisel gelişim kitaplarında genellikle olağanüstü durumlar, meleklerle ya da Tanrı’yla konuşmalar bulunur. Ve bu durumlar da hep yazarın başından geçer… (Günlük yaşamdan uzak, hayal ürünü… Belki bir roman için “Evet” ama bu tarz kitaplar için… ???)


“Gerçek” kişilere ait  “yaşanmış” hikâyelerin yanı sıra kitapta en beğendiğim iki bölüm kitabın sonunda yer alıyor. Biri Oscar Wilde’ın “Mutlu Prens” öyküsü, diğeri de Dr. Frank Crane’in “Dün” başlıklı yazısı.
Biraz da kitabın satırları arasında dolaşayım, diyorsanız…





                                               * * * * *

“Dünyamız nasıl yaratıldı? Evrende nasıl asılı duruyor? Zihinlerimiz ve bedenlerimiz bütün o mucizevî fonksiyonlarını her gün nasıl yerine getiriyorlar? Evet, bunlar anlaşılması son derece güç şeyler. Fakat insanoğlunun yüz yüze olduğu en büyük sır, Tanrı’nın bahşettiği zihinsel ve fiziksel onca olanağa karşın, insanlığın hâlâ başarısızlık, üzüntü, yoksulluk ve umutsuzluğun taşlı yollarında düşe kalka yürümeye çalışıyor olması.”

                                               * * * * *

görsel: andreas nossmann
“Simon’ın üç odalı, küçük ama tertemiz evinin ayırt edici bir özelliği vardı: Kitaplar! Kocaman kitaplıklar kitapla dolmuş taşmış, her duvarın önünde de kitap yığınları oluşturulmuştu; her yer, ama her yer kitaplarla doluydu. Yaşlı adam büyük bir gururla, hayatı boyunca uğraşıp didinerek oluşturduğu bu koleksiyona Tanrı’nın eli adını verdiğini söylemişti. Yüzümdeki şaşkın ifadeyi görünce, bu kitapları yazan yazarın elini arkadan Tanrı’nın ittiğine gerçekten inandığını, Tanrı’nın insanlara daha iyi bir yaşam sürmeleri için verdiği öğütlerin ve ilkelerin kâğıtlara veya parşömenlere böylelikle yazıldığını açıklamıştı.”

                                               * * * * *

“Kesin olarak inandığım ve röportajlarımda da sık sık dile getirdiğim bir şey var; Tanrı her birimizle satranç oynuyor. Hayatımızda bazı hamleler yapıyor ve sonra da durup bu değişikliklere nasıl tepki verdiğimizi izliyor.”

                                               * * * * *

“Geçmişe kafa yormak ya da geleceğe ilişkin boş hayaller kurmak boşa kürek çekmek demek. Bu özel merdiveni tırmanmak istiyorsanız, yaşınız kaç olursa olsun, bu anı yaşamaya çalışın.”

                                               * * * * *

“Dünyada önemli şeyler hep büyük olanaklar sahip insanlar tarafından gerçekleştirilmiyor. Örneğin çırçır, bir gemi kamarasında icat edildi. Deniz kronometresinin mucidi John Harrison eski bir kulübenin tavan arasında çalışmak zorundaydı.”

                                               * * * * *

“Michelangelo Florence’de bir caddenin kenarında, çöp yığınları arasında, beceriksiz birinin kesip mahvettikten sonra attığı bir parça Carrara mermeri bulmuştu. Kuşkusuz başka sanatçılar mermerin kalitesini görür ve mahvedilmiş olduğu için üzülürlerdi. Oysa Michelangelo bu mahvolmuş mermer üzerinde bile bir melek gördü ve ondan dünyanın en güzel heykellerinden birini, genç David’i yaptı.”

                               * * * * *


“Bir nalbantın oğlu olan ünlü filozof Faraday genç bir adamken, Krallık Enstitüsü’nde iş istemek için Humphry Davy’ye bir mektup yazmıştı. Davy konuyu bir arkadaşıyla görüştü. ‘Faraday adlı genç bir adamdan bir mektup aldım. Kendisi benim derslerime giriyor ve Krallık Enstitüsü’nde bir iş istiyor. Ne yapabilirim?’ dedi. ‘Ne mi yapabilirsin?’ diye sordu arkadaşı. ‘Ona şişeleri yıkat. Eğer işe yarar biriyse bunu yapacaktır. Yok eğer hemen reddederse, hiçbir işe yaramaz demektir.’”

                                               * * * * *

“ ‘Şansın yaşamda en az bir kez ziyaret etmediği tek bir insan bile yoktur,’ diyor bir yazar. ‘Ama ziyaret ettiği kişinin kendisinden yararlanmaya hazır olmadığını görünce, kapısından girdiği evin penceresinden çıkar.’”

                                               * * * * *

“En büyük sorunumuz, zenginliğe, şöhrete ya da değerli bir şeye ulaşmak için hep olağanüstü bir şansın gelip bizi bulmasını beklememiz. Çıraklık yapmadan usta olmayı, çalışmadan bilgi edinmeyi piyangodan çıkan parayla servete kavuşmayı umuyoruz. Daha önce hiç olmadığı kadar bol bilgi olanağı ve fırsatla kuşatıldığınız bir çağda nasıl ellerinizi kavuşturup oturabiliyor ve Tanrı’dan size çoktan vermiş olduğu yetenek ve güçleri bahşetmesini dileyebiliyorsunuz?”

                                               * * * * *

“Zamanınızı akıllıca kullanmak zorundasınız, aksi takdirde var olan potansiyelinizin yarısını bile değerlendiremezsiniz. Horace Mann’ın şu sözlerini anımsayın: ‘Her biri altmış elmas dakikadan oluşan iki altın saat gündoğumuyla günbatımı arasında bir yerlerde kayboldu. Bedeli asla ödenemeyecek, çünkü o saatler bir daha hiç gelmeyecek.’”


görsel: nils petter ekwall
                                               * * * * *

“Gerçek bir demokrasiden söz ediyoruz. Zaman söz konusu olduğunda zenginlik ya da bilgi üstünlüğe neden olamıyor. Hiçbir yetenek ya da başarı günde bir fazla saatle ödüllendirilmiyor. Böyle bir ceza da yok. Sınırlı ve çok özel bu varlığınızı dilediğinizce harcıyorsunuz, kimse onu sizden sakınmıyor. Hiçbir gizemli güç, ‘Sen bir aptalsın. Zamanı hak etmiyorsun, bu yüzden bu zamanı keseceğim,’ diyemiyor. Geleceğe karşı borçlanamıyorsunuz. Yarını harcayamıyorsunuz, birileri onu sizin için saklıyor. Bir sonraki saati harcayamıyorsunuz, o da sizin için saklanıyor.”

                                               * * * * *

“Birinci kraliçe Elizabeth, ölüm döşeğinde şöyle fısıldamıştı: ‘Bütün servetimi bir dakika fazla zaman için feda etmeye hazırım.’”

                                               * * * * *

“Başlamanın sihirli bir yolu yoktur. Yüzme havuzunun kenarında duran ve soğuk suya atlamak isteyen bir adam size ‘Atlamaya nereden başlayacağım?’ derse ne cevap verirsiniz? ‘Sadece atla. Sinirlerine hâkim ol ve atla!’ dersiniz.”

                                               * * * * *

“Gelecek haftayı ya da yarını beklerken hiçbir şey beklememelisiniz. Suyun gelecek hafta daha sıcak olacağını düşünürsünüz. Daha soğuk olur.”




                                               * * * * *

“Pek çok evde kahramanımız sekizde kalkar, 8.07 – 8.09 arasında kahvaltı yapar ve evden fırlar. Ön kapıyı kapatır kapatmaz, yorulmak bilmeyen zihinsel faktörleriniz faaliyetlerini durdururlar. Neredeyse zihinsel bir koma halinde, trafikle ve insanlarla mücadele ederek işe gidersiniz.”

                                               * * * * *

“En kaliteli krizantemi elde etmek için bitkinin bütün sürgünleri ve filizleri kesilerek, tüm yaşam gücünün tek bir muhteşem çiçekte toplanması sağlanır.”

                                               * * * * *

“Amaçsız, başarısız, değersiz şeylerden konuşulurken ‘zaman öldürmek’ten söz edildiğini duymuşsunuzdur. Sürekli zaman öldüren kişiler aslında hayatta kendi fırsatlarını öldürüyorlar demektir.”

                                               * * * * *

“Paraya ve paranın satın alabileceği şeylere sahip olmak güzeldir. Ama paranın satın alamayacağı şeyleri yitirmediğinizi görmek de güzeldir.”
                                         ▬    ▬      ▬