14 Mayıs 2016 Cumartesi

FİLLER SULTANI İLE KIRMIZI SAKALLI TOPAL KARINCA (Yaşar KEMAL)

“Bir varmış, bir yokmuş…” diye başlar genelde masallar; devler, cinler, perilerdir sıklıkla kahramanları; çocuklara anlatılır çoklukla gelişsin diye hayal güçleri, öğrensinler diye iyiyi, güzeli. Peki ya büyüklere anlatılan masallar?
Masallar uyutmak için anlatılır ya bazen… Biz de “Beni uyutma, kandırma” anlamında kullanırız bu sözü, “Bana masal anlatma!”
Ama şimdiki masalımız öyle mi ya! İnsanın okudukça okuyası geliyor; merakla, ilgiyle, acaba ne olacak diye…
Eee, kolay mı sultan olmak, tüm dünyaya hükmetmek, güçlü bir fil olmak? Kolay mı fillerle karıncalar arasında haberleşmeyi sağlamak fillerin sağ kolu olmak, hüdhüdlerin başı ulukepez olmak? Kolay mı fillerin emrinde çalışmak, onlara kocaman bir saray yapmak, fil olabilmek yolunda çaba harcamak, karınca olmak?...
Sözü artık ustaya bırakmak lazım. “Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca”nın hikâyesini Yaşar Kemal’den okumak, okurken de düşünmek lazım.     
                                                              
 “Karıncaları dize getiremezsek bugün, dünyanın tekmil yaratıkları ve tarih bizi bağışlamayacaktır. Tarih bizim bugünkü zaferimizi altın harflerle yazacaktır. Filler bugünkü savaşta büyük utkuyu hak etmiştir, çünkü filler görkemlidir, çünkü filler soyludur, çünkü filler çalışkandır. Kırk yüzyıllık filler tarihi durmuş orada, gökte bize bakıyor. Yurdumuza saldıran, bize düşmanlık gösteren karıncalara karşı bugünkü savaşta kesin utkuyu kazanmazsak tarih, filler tarihi bizi bağışlamayacaktır.”

                        * * * * *

“Gün kavuşurken akşama, ülkelerdeki karıncaların sayısı yarı yarıya inmişti. Karıncaların kaçanı kurtulmuş, kaçamayanları ezilmişti.”

                                               * * * * *

“Biz sana ne yaptık da bizi bu duruma soktun? Bak karşıya, karınca ülkeleri ne halde gör, gör de o taş yüreğin bana acıyacağına, bu yıkılmış, dünyanın en güzel ülkelerine acısın.”

                                               * * * * *

“Şu karşıda gördüğümüz yıkım, toz duman bizim değil, sizlerin, karıncaların saldırısıdır. Bunu bütün dünya böyle biliyor. İlk saldırı karıncalardan geldi, siz, siz, siz karıncalar bizim evlerimizi, kentlerimizi, başımıza yıktınız, işte bunun karşılığını da aldınız.”

                                               * * * * *

“Filler azlık, sizler çokluksunuz. Ama bilmeliydiniz ki haklı azınlık, haksız çoğunluktan daha güçlüdür.”

                                               * * * * *

“Uslu karıncalar o topal karıncanın soyundan da bir tek karınca bırakmayacaklardı.
‘Bu topal demircilerdir, bu kırmızı sakallardır dünyayı karıştıran, filleri kışkırtıp ülkenizi yıktıran, bu hayınlardır,’ dedi sultan.”

                                               * * * * *

“ ‘Değer, yaşamak her şeye değer,’ dediler karıncalar. ‘Ölüm umutsuzluktur, oysaki en kötü yaşamda bile her gün umut güneş çiçeği gibi açar.’”


                                               * * * * *

“Her işin başı budur. Bu içten örgütlenme, çürütme işini ele alırsak, insanlar buna beyin yıkama diyorlar, karıncaların beyinlerini yıkayabilirsek, onlara karıncalıklarını unutturabilirsek, her şeyi kazandık demektir. Bu düzen kıyamete kadar sürer, siz de, biz de karıncaların sırtından onların alın terleriyle cennet bir dünya yaşarız, değil mi?”

                                               * * * * *

“Gökler boyunca hüdhüd soyunu korumak için durmadan düşünmüş, şimdi de yeryüzünün tekmil yaratıklarını tutsak kılmak isteyen, fillere yanaşmıştı. Fillerin çağıydı bu çağ. Yeryüzünü baskıları altına alacaklar, tekmil yeryüzünü, karınca, kuş, ağaç, börtü böcek, çiçek, insan sömüreceklerdi. Bunun için de önce beyinleri, duyguları, toprağı, suyu, bedenleri yozlaştıracaklardı. Filler sultanı çok akıllı gidiyordu, iyi düşünüyordu. Ona yardım etmeliydi. Önce karıncaları on beş, yirmi, kırk, bin parçaya bölmeli, sonra da bu her bölüğü ötekine can düşmanı etmeliydi. Bölünmüş karıncalar, hiçbir zaman bir güç olamazlar, sonuna kadar da tutsak kalırlardı.”

                                               * * * * *

“Filce öğrenip aya uçacağız, varıp ayın dallarına konacağız, filler gibi.”


                                               * * * * *

“Ve karıncalar ülkesine doğru hüdhüdler uçtular. Kötü karınca dilini, kuş dilini unutup, unutturup soylu fil dilini öğrenmek, öğretmek sevinci içindeydiler.”

                                               * * * * *

“Hiçbir karıncaya göz açtırmayacak, bir tek sözcük düşündürmeyecek onlara oyuncaklar bulmalıyız. Karıncalar eğer düşünecek olurlarsa erinde gecinde bu özgürlük düzeninden kurtulmanın bir yolunu bulurlar. Düşünce için bu dünyada her şey sonsuzdur. Karınca da olsa, düşünce bir gün bir yolunu bulup fili yener.”

                                               * * * * *

“Ancak hor görülenler, zayıf olanlar, hırslılar, karıncalıktan çıkmış olanlardır ki soylarına hayınlık ederler.”

                                               * * * * *

“Biliyorum, ben de biliyorum şu insan yaratığının her şeyi berbat ettiklerini. Tanrı hiçbir yaratığı onlara benzetmesin. Onlar gibi, tanrı hiçbir yaratığı ölüm karşısında delirtmesin. Biliyorum, onların işi doğumlarından ölümlerine kadar kendilerinden, ölümden, gerçeklerden kaçmak. Ve bu kaçıştan, korkudan dolayı önlerine ne çıkarsa yok etmek…”

                                               * * * * *

“Şimdi dönseler de sultana karıncaların kendisine ne biçim bir oyum oynadıklarını, kırmızı sakallıların yerine kendilerinin sakallarını boyayıp ölülerini ona verdiklerini, karşılığında da ambarlar dolusu yiyecek aldıklarını, onu kandırdıklarını söyleseler yer yerinden oynar, sultan yeryüzünde ne kadar karınca varsa kökünü keserdi. Keserdi ya, bu boyalı kırmızı sakallarla sarıca olduklarına kimi, nasıl inandırırlardı?”

                                               * * * * *

“Nasıl korkunç, iğrenç bir kıyıma uğramışlardı, filler bile karıncalara, öteki karıncaların sarıcalara yaptıklarını yapmamışlardı.”

                                               * * * * *

“Kitaba, düşünmeye düşman edeceksiniz onları. Okusalar da fil kitabı okuyacaklar.”



                                               * * * * *

“En büyük, en eski karıncaları birbirine düşürecek yol korkudur. Birbirine karşı onları korkutacaksınız.”

                                               * * * * *

“Bunlar birbirlerini sevmeye başladılar mı, sevginin olduğu yerde bireycilik barınamaz, korku, aşağılanma barınamaz, zinhaaar, sevgiye izin vermeyeceksiniz.”

                                               * * * * *

“Umutsuz olmaları iyi. Bizim yapacağımız en birinci iş onların umutlarını öldürmek olacak içlerindeki umut tamamen söndüğü gün onların karıncalıkları da bitecektir.”

                                               * * * * *

“Çalışarak, sultanın izniyle her karınca birer fil olabilir. Evet, sultanın izniyle… Sultan her çalışkan karıncaya bir fillik verebilir. Karıncalar fil olabilirler sultanın izniyle. Ama karınca kadar fil olabilirler, salt.”

                                               * * * * *

“Bu yeni icatlar artık karıncalara, karıncalıklarını bir iyice unutturmuştu. Hiçbir karınca, karınca olduğu günleri anımsayamıyordu bile. Bellekleri yunmuş, arındırılmıştı. Borazanlar, radyolar, sinemalar, televizyonlar, gazeteler onları her gün yeni bir kalıba döküyorlardı. Karıncalıklarıyla da birlikte de karıncalar türkülerini, eski babadan, atadan kalma şiirlerini, destanlarını, kilimlerini, evlerini, saraylarını, yollarını yordamlarını unutup gitmişlerdi.”

                                               * * * * *

“Umutsuzluk tutsaklığın gıdasıdır. Umutsuzluk köleliğin anasıdır. Umutsuzluk yüreğin yıkımıdır. Umutsuzluğu körükleyeceğiz. Yıl on iki ay, gece gündüz karıncaları fil etme okulundan çıkan aydınlar, radyonun, sinemanın, televizyonun, gazetelerin başına geçecekler, durmadan durmadan umutsuzluğu söyleyecekler.”
                                         ▬    ▬      ▬