5 Mart 2016 Cumartesi

ALİCE HARİKALAR ÜLKESİNDE (Lewis CARROLL)

Bugün sizlerle bambaşka diyarlara gidiyoruz. Nereye mi? Kahramanımız Alice ile birlikte harikalar ülkesine…
Çocukken kitabın kısaltılmış bir versiyonunu okumuştum. Bu yazıyı hazırlamak için okuduğum kitap ise Cumhuriyet gazetesi aracılığıyla da evlerimize konuk olan Hasan Ali Yücel serisinden. Bakalım “Kitaba Başlamadan” bölümünde neler var?

“ ‘Alice’ dünya edebiyatında başlı başına bir tür oluşturuyor. İlkin Oxfordlu Matemetik Profesörü Charles Dodgson’un, bir sandal gezintisi sırasında üç küçük kıza anlattığı masaldan fazla bir şey değilken, 1865 yılında kitap olarak çıkmasıyla ününün dünyayı tutması, hemen birçok dile çevrilmesi bir oldu. Hatta Kraliçe Victoria bile bu kitaptan hoşlanmış ki, yazardan, başka yapıtı çıkarsa hemen kendisine göndermesini istemiş. Bu isteği üzerine gönderilen kitaba epeyce şaşmış olacak; çünkü Charles Dodgson’un bundan sonra çıkan kitabı ‘Determinantlar Üzerine Bir Deneme’ oldu! Gerçi ağırbaşlı profesörün kendi alanında yazılmış böyle daha birçok bilimsel yapıtı vardır; fakat ününü onlara değil, Lewis Carroll takma adıyla yayınladığı ‘Alice Harikalar Ülkesinde’, ‘Aynanın İçi, Alice Orada Neler Gördü’ gibi şaheser saçmalarına borçludur.
Garip görünebilirse de ‘Alice’ ile başlayan bu tür yapıtlar hem edebiyat tarihine giriyor, hem ‘nonsense’ (saçma) diye nitelendiriliyor.”


                                               * * * * *

“Lewis Carroll da yapıtını kız çocuklarına, özellikle Alice adlı küçüğe olan sevgisinden yaratmış; yaratırken de onları hoşnut etmekten başka bir şey düşünmemiştir. Bu noktayı yapıtta gizli bir felsefe bulmak merakına kapılmamak için, her zaman anımsamalıdır. ”


                                               * * * * *

“Onu iyi matematik bilen, mantığı da çok seven bir bilim adamı yazmıştır. İçindeki saçmaların birçoğu, günlük davranış ya da sözlerimiz aşırı bir mantıkla sorguya çekilince ne durum alıyor, onu gösteriyor.”      
                       
Kitap, çocukluk okumalarım arasında ilk sıralarda değildi; ama Alice’in merak dolu kişiliği, beyaz tavşan ve iskambil kâğıtları epey hoşuma gitmişti.
Beklenmedik durumlar, alışılmadık diyaloglar ön plandaydı.
Edebiyat açısından baktığımızda “nonsense literature” diye adlandırılan bir edebi türe dâhil edebileceğimiz bir kitap. Dilimize “edebi saçmalar” diye çevirenler olsa da Türkçe’de isim olarak tam karşılayamayacağımız bir tür: “nonsense literature”
Tür genellikle şiir tarzında yazılan eserlerden oluşuyor ve bu şiirler; bilmeceler, akrostişler, tekerlemelerle… zenginleştiriliyor. Zaten “Alice Harikalar Ülkesinde” kitabında da bu tür bölümler yer almakta. 
Bu tip eserlerde aktarılanlar her ne kadar “saçma” olarak adlandırılsa da aslında hem konu, hem dil açısından kendi içinde bir mantığa sahip. Özellikle çocukların berrak zihinleri, açık fikirleri, ön yargısız yaklaşımları bu türdeki eserlere daha yatkın. 

“Tam o sırada birden pembe gözlü bir Beyaz Tavşan koşarak yanından geçti. Bunda öyle şaşılacak bir şey yoktu, Alice Tavşan’ın ‘Ay! Ay! Geç kalacağım!’ diye söylendiğini duyduğu zamanda pek öyle şaşırmadı. Sonra düşününce ‘Buna şaşmalıydım’ dedi, fakat o sırada doğal karşılamıştı. Ama Tavşan yeleğinin cebinden bir saat çıkarıp bakarak ivedi ivedi gitmeye başlayınca Alice fırlayıp ayağa kalktı: Çünkü birdenbire ayrımına varmıştı: O zamana kadar ne yelekli bir tavşan görmüştü, ne de yelek cebinden saat çıkaran tavşan!”

                                               * * * * *

“Alice Harikalar Ülkesinde” kitabını bugüne kadar herkes farklı açılardan değerlendirmiş. Edebi ya da felsefi açıdan değerlendirenler olduğu gibi, kupa kraliçesi karakteriyle Victoria dönemini hicvettiğini öne sürerek siyasi açıdan değerlendirenler de söz konusu.


“Bilgisini göstermek için bu fırsat pek de iyi bir fırsat sayılmazdı, çünkü bir dinleyen yoktu; ama yine de yinelemesi yararsız değildi.”

                                               * * * * *

Beklenmedik olaylar, sembolik anlatımlar ve mecaz anlamlı sözcükler bu tür edebiyatın asıl özelliklerinden demiştik. Belki de bu kapalılık sebebiyle aynı kitap bu kadar farklı şekillerde ele alınıp yorumlanabiliyor. 

“Çünkü deminden beri öyle olmayacak şeyler olmuştu ki Alice artık yapılması olanaksız pek az şey bulunduğuna inanıyordu.”


                                               * * * * *

Alice ile ilgili yaptığım bu ikinci okumada en çok ilgimi çeken şey ise masalda ne kadar çok İngiliz öğeleri bulunduğuydu. Kriket oyunu, mahkemedeki perukalı hukukçular, kraliçe... hatta meşhur çay saati…

“Peri masalları okurken böyle şeylerin olabileceğini usumdan bile geçirmezdim. Oysa şimdi kendi başıma geldi! Benim hakkımda da bir kitap yazılmalı doğrusu, yazılmalı ya!”

                                               * * * * *

“Alice yakınan bir sesle ‘Mızıkçılık etmeden oyun oynamıyorlar ki’ dedi. Hem de kopardıkları kavga gürültüden insan kimin ne dediğini işitemiyor. Oyunlarında kural mural da yok, varsa bile kimsenin aldırdığı yok…”


                                               * * * * *

Virginia Woolf şöyle demiş: “Alice kitapları çocuk kitapları değil. Onlar, okurken çocuk olabildiğimiz tek kitaplar.”
Matematikçi, mantıkçı ve bir Anglikan papazı olan Charles Lutwidge Dodgson da belki Lewis Carrol takma adıyla rahat edebildiği tek yer olan çocukluğa sığınarak “saçma”lama özgürlüğünü kullanıyordu, kim bilebilir?

“Her şeyden alınacak bir ders vardır, yeter ki insan bilebilsin.”

                                     ▬    ▬      ▬