31 Aralık 2016 Cumartesi

18 Aralık 2016 Pazar

aralık haber bülteni

İşte Aralık… Yılın sona erdiği, geleceğe kapının aralandığı bir ay. Bu ay ne yarışma ne ödül… Sadece kitaplarla ilgili olarak ilginç haberlere yer veriyorum. Bazıları benim de epey ilgimi çekti. Umarım siz de beğenir ve sevdiklerinizle paylaşırsınız.

3 Aralık 2016 Cumartesi

SÖYLEŞİLERİM (Tacim ÇİÇEK)

Sanat ve edebiyat anlayışının değiştiği, popüler kültürün ön plana çıktığı günümüzde “Söyleşilerim” adlı kitabı okumak benim için büyük bir keyifti. Kitabın öğretmen bir arkadaşın hediyesi olması ise ayrı bir mutluluk…
Kitap adından da anlaşılacağı gibi sohbetlerden oluşuyor. Yazar Tacim Çiçek’in sanat dostlarıyla yaptığı, daha önce çeşitli dergilerde yayımlanan sohbetleri kitapta bir araya getirilmiş. Son bölümde de yazarın kendisiyle yapılan röportajlara yer verilmiş. 

20 Kasım 2016 Pazar

kasım 2016 haber bülteni

Türkiye’nin ve dünyanın yoğun gündeminden biraz uzaklaşmak, edebiyat ve kitaplar hakkındaki haberlere göz atmak istiyorsanız işte “kasım haber bülteni”… Yine dopdolu, güzellik, iyi niyet ve başarı dolu… Ödüller, yarışmalar, haberler…

12 Kasım 2016 Cumartesi

MARAKEŞ'TE SESLER (Elias CANETTI)

Modern dünyanın karmaşasından uzaklaşmak, masalsı diyarlara uzanmak... Zamanın durduğu, geleneklerin devam ettiği bir ülkeye doğru… Hangi ülke mi? Fas.

Marakeş’in sokaklarında, çarşılarında dolaşmak, satıcılarla pazarlık yapmak, çıkmaz sokaklarda yol bulmaya çalışmak, yöre insanıyla tanışmak… 

Elias Canetti sizi ilginç bir seyahate davet ediyor.

5 Kasım 2016 Cumartesi

KUZEY SULARI (Mark MILLS)

1940’lı yıllar… Atlantik kıyılarında bir balıkçı kasabası… Kıyıya vuran bir ceset… New York sosyetesinden zengin bir ailenin güzel kızı… Kasabada ne işi vardı? Ailesinin bu cinayetle bir ilgisi var mı? Şerif Hollis gerçeği gün yüzüne çıkarabilecek mi? Macera dolu bir polisiye… Amagansett Kuzey Suları…

30 Ekim 2016 Pazar

SHERLOCK HOLMES GİBİ DÜŞÜNMEK (Daniel SMITH)

Sherlock Holmes…

Bugün hikâyelerinden oluşan değil; onun düşünce tarzından söz eden bir kitapla birlikteyiz. “Sherlock Holmes Gibi Düşünmek”.

görsel: joshua werner

Bir olayı nasıl çözüme ulaştırıyor, yaptığı gözlemleri nerede, nasıl değerlendiriyor, suçluları yakalamada ne gibi taktikler uyguluyor… Kitabın her bir bölümünde, bütün bunlardan söz edilmiş. Kitapta hangi bölümler mi var?

22 Ekim 2016 Cumartesi

KIZILDERİLİ BİLGELİĞİ (Dennis RENAULT - Timothy FREEKE)

Amerika… Hayaller ülkesi… Hayallerin gerçeğe dönüştüğü rüyalar ülkesi… Ülkenin yerlileri yani Kızılderililer de böyle mi düşünüyor acaba? “Beyaz Adam” onun topraklarına ilk ayak bastığında onun hayallerine, yaşamına, gerçeklerine ne oldu? Doğadan, doğaldan uzaklaştığımız şu günler yaşam dengemizi mi bozuyor, yoksa insanlarının bozulmuş olan dengesi güzellikleri mi yok ediyor?
Beyaz adamlara beyaz yürekler gerek...

görsel: albert bierstadt

15 Ekim 2016 Cumartesi

ekim 2016 haber bülteni

Sonbahar geldi, okullar açıldı, etkinlikler hız kazandı. Haber bültenlerine “ekim” ayı ile birlikte yeniden “Merhaba!” diyoruz. Öne çıkan yarışmalar, fuarlar, haberler... ayda bir kez  “kitap pınarım”da sizlerle buluşacak. Bakalım yeni dönemin ilk bülteninde sayfamızda neler var?

16 Eylül 2016 Cuma

BUTİMAR (Kaan Murat YANIK)



İç Konuşma 1 (İnternette gezinirken – Bir süre önce):

İşte bir kitap daha. Basım yılı 2015. Yeni bir kitap. İsmi de pek fiyakalı BUTİMAR. “Butimar”. Aslında hoş bir tınısı var. Ne demek acaba? Ne kadar çok kişi okumuş. Hemen her yerde fotoğrafını görüyorum. Ne kadar da methetmişler!

10 Eylül 2016 Cumartesi

PARFÜMÜN DANSI (Tom ROBBINS)

Ölümsüz olmak ister miydiniz? Sonsuza kadar yaşamak… Ruhen, zihnen ve BEDENEN. İmkânsız mı? Biliyorsunuz kitaplarda imkânsız yoktur. Hatta yeri gelir size pek çok sır verirler. Kimler mi? Tabii ki kitap kahramanları. Bu sefer ki sırdaşlarımız Alobar ve Kudra. “Parfümün Dansı” adlı kitapta saklanmışlar, heyecanla okurlarını bekliyorlar. 

30 Ağustos 2016 Salı

İMPARATORLUĞUN SON NEFESİ (İlber ORTAYLI)

“Tarihimizi inceleyelim” denilse başlangıç sizce ne zamandır? Ortaasya steplerine kadar gider misiniz? Yoksa 1071 mi önemli? Belki de sadece Osmanlı dönemi? “O kadar geri gitmeyelim 1923 diyelim” sözü mü geçerli acaba…
Oysa tarih bir bütündür. Bugün gerçekleşen bir olayın onlar, yüzler, hatta binlerce yıl ötesine etki etmesi belki de kaçınılmaz bir gerçektir. Şartların tarihi belirlediği göz önüne alınırsa şartları da belirleyen insanlar değil midir?
İlber Ortaylı, “İmparatorluğun Son Nefesi” adlı çalışmasında “geçmiş”e ya da daha doğrusu “günümüz”e ışık tutuyor. Benzer hataları tekrarlamayalım, hatalarımızdan ders çıkarmayı bilelim… diye. 


Peki kitapta neler var?

21 Ağustos 2016 Pazar

simyacı

“Simyacı”, Paulo Coelho’yu okura tanıtan, sevdiren en önemli eseri hiç kuşkusuz. Kendi kişisel menkıbesini, hazinesini, bulmak için yola çıkan ve bu sırada başından pek çok macera geçen bir çobanın hikâyesi anlatılıyor kitapta. Ve anlıyoruz ki esas seyahat, kendimize, kendimizle yaptığımız yolculuk. Yolda karşılaştığımız her işaret, her kişi aslında ruhumuzun bir yansıması. Ya almamız gereken bir ders, ya vermemiz gereken bir sınav, ya da…

Simyacı” kitabına daha önce “kitap pınarım” da yer vermiştik. Bugün niye aynı başlık diyorsanız…

12 Ağustos 2016 Cuma

FRIDA KAHLO (Rauda JAMIS)

Gözlerini size dikmiş sanki bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Biraz gizemli, biraz huzursuz, biraz da asi… Daha dikkatli bakıyorsunuz sanki size haylazca göz kırpıyor. Yanında bazen bir maymun, bazen yılan bazen de papağan…

Tabloların genellikle hikâyeleri vardır. Bazen hüzünlü, bazen karamsar; bazen neşeli, bazen de umut dolu… Ama söz konusu Frida Kahlo’ysa tek bir sözcük ilk sıraya yerleşir. Hangisi mi?


4 Ağustos 2016 Perşembe

BEŞ SEVGİ DİLİ (Gary CHAPMAN)

“Beş Sevgi Dili”ni daha önce duyanlarınız, bilenleriniz var mıydı bilemiyorum ama ben ilk defa bu kitap sayesinde sevginin de dili olduğunu öğrendim. Hâlbuki benim duyduğum cümleler genelde “Sevginin dili yoktur, farklı dilleri konuşan kimseler sevgi yoluyla anlaşabilir.” şeklindeydi. Ama bu kitapla birlikte ezberler de bozuldu.

görsel: mila marquis

Herkesin farklı bir sevgi dili olduğunu, bu dillere önem verilmediği takdirde yaşanabilecek zorlukları, sevgiyi güçlendirmek için yapılması gerekenleri kitabın sayfalarında açıklamalarıyla bulabilirsiniz. Her sevgi dili için ayrı bir bölüm açılmış ve açıklamalar örneklerle desteklenmiş. Bol örnekten yaralanıldığı için sayfalar arasında boğulmuyor, rahat bir şekilde kitabı okuyorsunuz. Kitabın sonunda hangi sevgi dilini kullandığınızı öğrenebilmeniz için bir de test var.

Bu sevgi dilleri hangileri diyorsanız…

1 Ağustos 2016 Pazartesi

ÜÇ ÇATILI EV (Sir Arthur Conan DOYLE)

Ünlü dedektif Sherlock Holmes keskin zekâsı, inanılmaz gözlem gücü ve güçlü kişiliğiyle yine suçluların peşinde. Bu kitap dört hikâyeden meydana geliyor. “Dans Eden Adamlar”, “Üç Çatılı Ev”, “Reigate Bulmacası” ve “Dörtlü İttifak”.


Son hikâye ayrı bir kitap gibi düşünülebilir zira 318 sayfalık kitabın neredeyse yarısı “Dörtlü İttifak”tan oluşuyor (Buna rağmen kitaba adını vermemiş?!). Macerayı daha rahat takip edebilmemiz için olsa gerek o da kendi içinde bölümlere ayrılmış.
Heyecanla, merakla okuyacağınız maceralar için ünlü dedektif sizinle.

29 Temmuz 2016 Cuma

CEHENNEMİN DİBİNE GİT (Erdal DEMİRKIRAN)

Dünyanın en akıllı insanı Erdal Demirkıran – diğer bir kitabı “Adam Dediğin Benim Gibi Olur – bu sefer yine bir akıllılık yapıyor ve zamanını daha verimli kılabilmek adına kendini sıkan kişi ve durumlarla fazla uğraşmayıp onları hemen hayatından çıkarıyor. Onlara diyor ki: “Cehennemin Dibine Git”


Hepimizi sıkan, yoran kişi ve durumlar olabilir; ama bunlara takılmak yerine yapılması gerekeni yapıp yolumuza devam etmek en akıllıcası galiba. Kafamızda tutup devamlı canımızı sıkmak yerine… Zor mu?… Olsun, kendimizi üzüp enerjimizi boşa harcayacağımıza…
Siz de bu gibi durum ve kişileri cehennemin dibine mi gönderirsiniz, çöpe mi atarsınız yoksa uzayın derinliklerine mi yollarsınız bilemem… Ama “Kitap ilgimi çekti, daha neler var acaba?” diyorsanız…

17 Temmuz 2016 Pazar

DÜNYANIN EN BÜYÜK SIRRI (Og MANDINO)

Dünyanın en çok okunan kişisel gelişim kitabı yazarlarından biri olan Og Mandino kitabında bize “Dünyanın En Büyük Sırrı”nı (!) veriyor.
Kitabı okuduğumuzda anlıyoruz ki biz aslında bunların pek çoğunu biliyoruz. Ama yaşamın karmaşası ve koşuşturması içinde büyük bir kısmını ya göz ardı ediyor ya da gözden kaçırıyoruz.
Kitabın ana temasını bir kenara bırakırsanız (Og Mandino’nun Simon adlı bir melekle (!) yaptığı görüşmeler) kitap daha çok ilginizi çekebilir. En azından ben anekdot ve kısa önerileri kendime daha yakın bulanlardanım. Belki de daha gerçekçi, daha insana dair olduğu içindir… Çünkü özellikle yabancı kaynaklı kişisel gelişim kitaplarında genellikle olağanüstü durumlar, meleklerle ya da Tanrı’yla konuşmalar bulunur. Ve bu durumlar da hep yazarın başından geçer… (Günlük yaşamdan uzak, hayal ürünü… Belki bir roman için “Evet” ama bu tarz kitaplar için… ???)


“Gerçek” kişilere ait  “yaşanmış” hikâyelerin yanı sıra kitapta en beğendiğim iki bölüm kitabın sonunda yer alıyor. Biri Oscar Wilde’ın “Mutlu Prens” öyküsü, diğeri de Dr. Frank Crane’in “Dün” başlıklı yazısı.
Biraz da kitabın satırları arasında dolaşayım, diyorsanız…

1 Temmuz 2016 Cuma

CENNETİN RENGİ (E.V. MITCHELL)

Kahramanımız Sophie. Genç, başarılı bir işkadını. Mutlu bir evliliği, harika bir kocası ve mutluluklarını perçinleyen Megan adında şirin bir bebekleri var. Acaba bu mutluluk sonsuza dek sürecek mi yoksa hayatın Sophie için başka bazı sürprizleri mi var?

25 Haziran 2016 Cumartesi

MARAKEŞ'İN MASALCISI (Joydeep Roy-Bhattacharya)

“Marakeş, çöle açılan kapı… Cemâ-ül Fenâ, sonsuzluk meydanı… Her şey bir gece meydanda esrarengiz bir çiftin görülmesiyle başlar.”
Bir ülke: Fas
Bir şehir: Marakeş
Bir meydan: Cemâ-ül Fenâ
Bir kitap: Marakeş’in Masalcısı
Doğu’nun mistik havasını içeren esrarengiz bir hikâye…

17 Haziran 2016 Cuma

YENİDEN YAPILANMAK (Yaşar Nuri ÖZTÜRK)

Dinde reform olur mu?
“yeniden yapılanma” ne anlama gelir?
“örf”ün dindeki yeri nedir?..... gibi soruların cevaplarını,

“Çağdışı ve Kur’andışı”, “Hak Yolcusuna Cevaplar”, “Yeniden Yapılanmanın Karakteri”, “Hukuk Devleti ve İnsan Hakları”….. gibi başlıklarda bulabilirsiniz.

Yaşar Nuri Öztürk, “Yeniden Yapılanmak – Kur’an’a Dönüş”      

12 Haziran 2016 Pazar

MEVLANA'DAN HAYAT DERSLERİ

Mevlana’nın Mesnevi’sinde yer alan söz ve hikayelerden oluşan derlemeyi hazırlayan, Ender Haluk Derince. Öğrenci tavsiyesiyle okuduğum, ortaokuldan itibaren her yaş grubuna hitap edebilecek hoş bir derleme…

4 Haziran 2016 Cumartesi

KİMYA HATUN (Saide KUDS)

“Saide Kuds, 1951 yılında Tahran’da edebi bir ailenin içerisine doğmuştur. 1973’te Tahran Üniversitesi Politik Coğrafya Bölümünden mezun olmuştur. Bir diplomatla evli olan yazar iki çocuk annesidir.

‘Mevlana Celaleddin – i Rumi’nin Hareminden… Kimya Hatun’ yazarın ilk romanıdır. Yazar, yayımlandığı tarihte İran’da büyük ilgi gören ve uzun süre en çok satanlar listesinde bulunan bu ilk romanıyla, İran’ın en prestijli ödüllerinden olan 2006 Parvin Etesami Edebiyat Ödülü’nü almıştır.”

“Gülabdere’nin o uzun kış gecelerinde bizlere ninni yerine Mesnevi okumayı tercih eden sevgili anneme… - Saide KUDS”

Düşünün ki bir anne çocuklarına “Mesnevi” okuyor. Çocukluğunda “Mesnevi” ile tanışan ve bu hamurla yoğrulduğunu düşündüğüm bir yazarın Kimya Hatun hakkındaki kitabı…
Büyük beklentilerle elime aldığım, bitirdiğimde hüsrana uğramadığım; ancak beklentilerime pek de karşılık bulamadığım bir kitap. Neden mi?

25 Mayıs 2016 Çarşamba

KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ (Emre CANER)

Sanat dolu bir sayfaya hoş geldiniz.
Resim, arkeoloji, tiyatro...
“Kaplumbağa Terbiyecisi” adlı tablosuyla ünlü ressam Osman Hamdi...
Öğrenim hayatı, ailesi, eserleri, çalışmaları...
Dolu dolu yaşanan bir hayat...
Emre Caner’in anlatımıyla bizlerle buluşuyor.


Osman Hamdi’nin “Kaplumbağa Terbiyecisi” adlı tablosu çocukluğumdan beri ilgimi çekmiştir. Hem tablonun renkleri, figürlerin çizimleri hem de adı. İnsan at, köpek terbiyecisi olabilir... Ama “kaplumbağa” terbiyecisi olmak?!

Geçen ay kitabı öğretmen arkadaşlardan birinde görünce hiç vakit kaybetmedim ve uzun bir okuma sırasında ikinci sırayı kapmayı başardım.

19 Mayıs 2016 Perşembe

mayıs 2016 haber bülteni

Şubat, mart, nisan derken neredeyse mayıs ayını tamamlıyoruz. Yine dopdolu bir ay... Etkinliklerin bir kısmı haziran ayına uzanıyor. Bu arada şunu hemen hatırlatayım, aylık haber bültenlerine yaz döneminde ara veriyorum. Bu dönemdeki etkinlikleri twitter ya da pinterest'ten takip edebilirsiniz.
Bakalım yaza hazırlanırken gündemde neler var?

14 Mayıs 2016 Cumartesi

FİLLER SULTANI İLE KIRMIZI SAKALLI TOPAL KARINCA (Yaşar KEMAL)

“Bir varmış, bir yokmuş…” diye başlar genelde masallar; devler, cinler, perilerdir sıklıkla kahramanları; çocuklara anlatılır çoklukla gelişsin diye hayal güçleri, öğrensinler diye iyiyi, güzeli. Peki ya büyüklere anlatılan masallar?
Masallar uyutmak için anlatılır ya bazen… Biz de “Beni uyutma, kandırma” anlamında kullanırız bu sözü, “Bana masal anlatma!”
Ama şimdiki masalımız öyle mi ya! İnsanın okudukça okuyası geliyor; merakla, ilgiyle, acaba ne olacak diye…
Eee, kolay mı sultan olmak, tüm dünyaya hükmetmek, güçlü bir fil olmak? Kolay mı fillerle karıncalar arasında haberleşmeyi sağlamak fillerin sağ kolu olmak, hüdhüdlerin başı ulukepez olmak? Kolay mı fillerin emrinde çalışmak, onlara kocaman bir saray yapmak, fil olabilmek yolunda çaba harcamak, karınca olmak?...
Sözü artık ustaya bırakmak lazım. “Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca”nın hikâyesini Yaşar Kemal’den okumak, okurken de düşünmek lazım.     

6 Mayıs 2016 Cuma

EGE SEVGİSİ (Yaşar AKSOY)

Yaşar Aksoy, 1947 İzmir doğumlu. “Ege Sevgisi” ile tanınan gazeteci - yazar. Elimdeki kitabın basım yılı 1996. Geçtiğimiz günlerde “Aaa, okumamışım!” diyerek elime aldığım, tabir-i caizse “hazine sandığı”mdan bulup çıkardığım bir kitap. Eskilerden kalan ama eskimeyen kitapları okumak da güzel.

Yaşar Aksoy aslında bir mühendis. Ancak doğduğu yöreye olan sevgisi, aşkı onu bambaşka mecralara sürüklemiş. Tam anlamıyla bir Ege aşığı olan yazarımızın bölge hakkında sayısız inceleme yazısı ve pek çok kitabı var. “Ege Sevgisi” adlı kitabı da farklı tarihlerde gazetede yayımlanan yazılarından oluşan bir derleme.

 “Elinizdeki kitap geniş kültürlü, temiz yürekli, yurtsever bir Atatürkçü aydının kaleminden çıkmış alıntılar demetidir.
Daha kapsamlı bir deyişle bu eserde tarih, mitoloji, sanat, turizm, arkeoloji, çevre, kent, yurt, barış, hoşgörü, insan hakları gibi konular üzerine cana yakın olduğu ölçüde, akılcı dünya görüşü ile dile getirilmiş görüşleri ve açıklamaları bulacak, onları beğeni ve sevgi ile okuyacaksınız. (ÖNSÖZ – Ord. Prof. Dr. Ekrem AKURGAL / 15.5.1996)”

                                               * * * * *

Yazılarını okurken göreceğiniz üzere Yaşar Aksoy, sahip olduğu özel ve zengin bir arşivle çalışır. Bu demektir ki, Aksoy’un ileri sürdüğü düşünce ve öneriler yazılı ve fotoğraflı belgelere dayalıdır. (ÖNSÖZ – Ord. Prof. Dr. Ekrem AKURGAL / 15.5.1996)”

1 Mayıs 2016 Pazar

FERRARİ'SİNİ SATAN BİLGE (Robin SHARMA)

Yayımlandığı yıllarda oldukça ses getiren bir kitap “Ferrarisini Satan Bilge”. O dönem çok popüler olduğundan mıdır yoksa bu tarz kitapları o sıralarda arka arkaya okumuş olduğumdan mıdır elimin bir türlü varmadığı kitaplardandı. En sonunda o da adını “okunanlar” listesine ekledi.

John: Kahramanımız Julian’la aynı okuldan mezun ve onunla çalışıyor; ancak Julian’a göre daha mütevazı bir yaşamı var.

Julian: 53 yaşında, başarılı zengin bir avukat. Hem de Harvard Hukuk Fakültesi Mezunu. Çalışması zor bir işkolik. Sahip olduklarına gelince: malikane, jet, tropikal adada bir yazlık ve... kırmızı bir Ferrari.

24 Nisan 2016 Pazar

MİDAK SOKAĞI (Necib MAHFUZ)

Bugün “Midak Sokağı” ile Kahire’nin arka sokaklarına uzanıyoruz. Necib Mahfuz’un 1947 yılında yayımlanan ve kendisine Nobel Ödülü kazandıran romanı. 1977’de dilimize “Ara Sokak” adıyla çevrilen eser Necib Mahfuz’un en ünlü yapıtı. Romanda büyük kentin kenar mahallelerinden birinde yaşayanların hayatları, bunalımları, hayalleri… aktarılıyor. Orada yaşayanların gözünden mahalle belki de mahallenin gözünden orada yaşananlar anlatılmış.
“Midak Sokağı”nda dolaşmaya başlamadan önce yazar hakkında birkaç bilgi de verelim. Mahfuz, Arap dünyasının en başarılı ve tanınmış romancılarından. 1912 Kahire doğumlu (Ölüm 2006). 1934 yılında Kahire Üniversitesi felsefe bölümünü bitirdi. Mısır’ın resmi filmcilik kurumunda çalışan Mahfuz’un yazdığı kısa hikâye ve romanların çoğu da beyazperdeye aktarıldı. İçekapanık bir insan olduğunu söyleyen Mahfuz, hikâyelerini Kahire kahvehanelerinde yaptığı sohbetlerden edindiği izlenimlerle zenginleştirmektedir sanki.

14 Nisan 2016 Perşembe

nisan 2016 haber bülteni

Yine dopdolu bir gündemle birlikteyiz. Yarışmalar, fuarlar, ödüller… Baharın canlılığından olsa gerek yine pek çok etkinlik nisan günlerine çiçek açmaya başladı. Bakalım bu renkli gündemde neler var?

10 Nisan 2016 Pazar

birkaç kitap, birkaç yorum...

Merhabalar, uzun zamandır “alıntı” bölümü dışında pek de bir paylaşımda bulunamadığım “ne okur” hesabımı 8 Nisan itibarıyla kapatmış bulunuyorum. Pek çok defa belirttiğim gibi öncelikleriniz farklı olunca ya da zaman içerisinde sıralamanız değişince bazı yenilemeler de kaçınılmaz oluyor. Bundan böyle sizlerle blog, pinterest ve twitter üzerinden buluşmaya devam edeceğim kısmetse.
“ne okur”a katıldığım ilk dönemlerde platformun “inceleme” bölümünde birkaç kitapla ilgili düşüncelerimi dile getirmiştim. Hesap kapandığı için yazdıklarım bundan böyle “misafir” yazısı olarak görünecek. Bu sebeple yaptığım incelemeleri sizlerle buradan da paylaşmak istedim.

6 Nisan 2016 Çarşamba

PİEDRA IRMAĞININ KIYISINDA OTURDUM AĞLADIM (Paulo COELHO)

Bugünkü kitabımız bir Paulo Coelho romanı: “Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım”
Kitabı uzun zaman önce okumuş; ardından da okuması için bir arkadaşıma vermiştim. Ancaaak… Artık kitabım arkadaşa “hediye” oldu.
Neyse biz konumuza dönelim. Bu kitabı almamdaki en önemli iki sebep: yazarının Paul Coelho olması (“Simyacı”dan sonra okuduğum ikinci kitabı) ve kitabın ismini ilginç bulmamdı.

Birkaç gün önce bulduğum bir kâğıt üzerine karalanmış birkaç not ve alıntı üzerine yazdığım bu yazıda sanki çok şey hatırlıyormuşum gibi açıklamalar yapıp ahkâm kesmek pek de hoş olmaz sanırım. Notlarıma ve alıntılara baktığımda...

1 Nisan 2016 Cuma

ekslibris nedir?

Bugün sizlerle “ekslibris”ten “kitap damgası” ya da “kitap mührü”ne giden yolda bir seyahat yapacağız. Bazı kitapseverler kitapların kendilerine ait olduğu belli olsun diye adlarını yazarlar ya… İşte son zamanlarda bunun farklı ve bir o kadar da hoş bir şekilde “kitap mühürleri”yle gerçekleştirildiğini görüyorum. İster ilginç bir mühürle süslediğimiz kitabımıza adımızı yazalım, ister adımıza hazırlanmış mühürleri kullanalım söylemek istediğimiz aynı: “Bu kitap benim”.
“kitap mührü” kısmını anladık da “ekslibris” nedir derseniz...

27 Mart 2016 Pazar

BÖL VE YUT (Banu AVAR)

Banu Avar. Yıllar önce televizyonda “Sınırlar Arasında” adıyla yaptığı programla dikkatimi çekmişti. Kültürlü, konusuna hâkim bir kişi olmasının yanı sıra ses tonu ve anlatım tarzıyla da işlediği konuların önemini vurguluyor gibiydi. Dünya siyaseti ve bu siyaset arenasında sözü geçenler ve… Farklı ülkeler, farklı isimler üzerine uygulanan benzer taktikler. Taktiklerin aynı olmasına rağmen bazı insanların kişisel menfaatleri, hırsları ya da yanlış algılamaları sonucunda değişen, belki de yitip giden yaşamlar; değişen sınırlar; bölünen ülkeler…
Sonra program birden yayından kaldırıldı. Sebebi mi?
Kitapta yer alan “GÜL DEVRİMİ”NİN ARDINDAN TİFLİS başlığı altında bu sorunun ayrıntılı cevabını bulabilirsiniz. 

Yıllar sonra... “Böl ve Yut” kitabını geçtiğimiz haftalarda okudum. 2007-2008 tarihinde farklı ülkelere yapılan yolculuklar anlatılsa da asla geç kalınmış bir kitap değil. Kitabı okuduğunuzda bunu daha iyi anlıyorsunuz. Her satır önemli, her söz dikkat çekici... Günümüzde yaşanan ortama ışık tutar nitelikte.
Banu Avar gittiği ülkelerde yöneticiler, muhalifler, gazeteciler ve halkla yaptığı röportajlara da yer vermiş kitabında. Okumanız dileğiyle…  

18 Mart 2016 Cuma

GELİBOLU (Nigel STEEL - Peter HART)

18 Mart, Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümü. Biz bugün bu zafere, karşı cephenin gözünden bakacağız. Bizim “Çanakkale” diye adlandırdığımız savaş, onlar için “Gelibolu”. Bizim elde tutmaya çalıştığımız topraklar, onlar için ele geçirilmesi gereken bir yer. Bizim kahraman askerlerimiz onlar için birer düşman.
Kitabı okumakta uzun süredir tereddüt ediyordum. Ne de olsa bizim için dönüm noktası olan bir zaman dilimi karşı tarafın gözünden aktarılıyordu ve bizler onlar için birer düşmandık. Hem de bu toprakları ele geçirmeye çalışan onlar olduğu halde. Ama bir de şöyle düşündüm; karşı tarafta savaşanlar da birer insandı; onların da umutları, hayalleri ve geride bıraktıkları aileleri vardı.
En sonunda kararsızlığımı yendim ve kitabı okudum. Kitap karşı tarafın gözünden o dönemin tanıklığını yapıyor. Askerlerin tuttuğu günlükler ve ailelerine yazdıkları mektuplardan alınan bölümler beni çok etkiledi. Kendi askerlerimizi, bu toprakları bize emanet edip bu diyardan göçenleri, düşündüm. Halkın o günkü durumunu düşündüm. Bir film gibi, bir oyun gibi, birilerinin kurguladığı bir hikâye gibi… Geldiği bu topraklarda “düşman”ları öldürmekten keyif alanlar olduğu gibi ne için burada olduğunun pek de farkında olmadan eline silah alıp savaş kahramanı olmak isteyen gençler de vardı. Ama ne uğruna? Kilometrelerce öteden neden buralara sürüklenmişlerdi, rüzgârın atıp buralara savurduğu gençlerin bu topraklarda işleri neydi? Asıl önemlisi bu rüzgârı harekete geçirenler kimlerdi? Filler tepişirken hep çimenler mi ezilecekti?

13 Mart 2016 Pazar

mart 2016 haber bülteni

Son haftalarda bahar ve kış birbirine çalım atıp dururken mart ayının ortasına geldik. Yine pek çok etkinlik, yarışma, fuar katılımcılarını bekliyor. Bugün ilk bölümde bir fuar hatırlatmam var. Hangi fuar mı?

6 Mart 2016 Pazar

alice harikalar diyarında

Alice maceramıza bugün farklı kulvarlarda devam ediyoruz. Arka arkaya nedir bu Alice yazıları derseniz Mayıs 2016’da yeni bir Alice filmi vizyona giriyor, herhalde ben de ondan etkilendim. Çünkü Alice’in görsel macerasını, ilginç aksesuarları, rengârenk pastaları kitaplarından daha çarpıcı bulanlardanım. Görsel bir şölene hazırsanız koltuklarınıza yaslanın.

5 Mart 2016 Cumartesi

ALİCE HARİKALAR ÜLKESİNDE (Lewis CARROLL)

Bugün sizlerle bambaşka diyarlara gidiyoruz. Nereye mi? Kahramanımız Alice ile birlikte harikalar ülkesine…
Çocukken kitabın kısaltılmış bir versiyonunu okumuştum. Bu yazıyı hazırlamak için okuduğum kitap ise Cumhuriyet gazetesi aracılığıyla da evlerimize konuk olan Hasan Ali Yücel serisinden. Bakalım “Kitaba Başlamadan” bölümünde neler var?

“ ‘Alice’ dünya edebiyatında başlı başına bir tür oluşturuyor. İlkin Oxfordlu Matemetik Profesörü Charles Dodgson’un, bir sandal gezintisi sırasında üç küçük kıza anlattığı masaldan fazla bir şey değilken, 1865 yılında kitap olarak çıkmasıyla ününün dünyayı tutması, hemen birçok dile çevrilmesi bir oldu. Hatta Kraliçe Victoria bile bu kitaptan hoşlanmış ki, yazardan, başka yapıtı çıkarsa hemen kendisine göndermesini istemiş. Bu isteği üzerine gönderilen kitaba epeyce şaşmış olacak; çünkü Charles Dodgson’un bundan sonra çıkan kitabı ‘Determinantlar Üzerine Bir Deneme’ oldu! Gerçi ağırbaşlı profesörün kendi alanında yazılmış böyle daha birçok bilimsel yapıtı vardır; fakat ününü onlara değil, Lewis Carroll takma adıyla yayınladığı ‘Alice Harikalar Ülkesinde’, ‘Aynanın İçi, Alice Orada Neler Gördü’ gibi şaheser saçmalarına borçludur.
Garip görünebilirse de ‘Alice’ ile başlayan bu tür yapıtlar hem edebiyat tarihine giriyor, hem ‘nonsense’ (saçma) diye nitelendiriliyor.”

24 Şubat 2016 Çarşamba

%100 DÜŞÜNCE GÜCÜ (Jack Ensign ADDİNGTON)

%100 Düşünce Gücü… Adından da anlaşılacağı gibi bir “kişisel gelişim” kitabı. Aslında bu tabiri kitaplar için kullanmayı pek sevmiyorum; çünkü  hemen her kitabın bizi bir şekilde geliştirdiğini düşünüyorum. Nasıl mı? Örneğin roman ve hikâyeler kendimizi başkasının yerine koymamızı, onu anlamamızı sağlayabileceği gibi, olaylar karşısındaki tavrımızın da ne olacağını belirleyebilir. Masallar hayal gücümüzü geliştiren, olmazların olabileceğini gösteren anlatılardır. Şiirler duygusal yönümüzü geliştirirken yaşamın özünü kavramamıza yardımcı olabilir. Makale ve röportajlardan yeni bilgiler öğrenip ufkumuzu genişletirken, deneme türündeki yazılarla fikir ve düşüncelerimize yeni yollar açabiliriz.
Az önce de dediğim gibi kullanılan tabir bana uzak gelse de bu tür kitapları okumayı seviyorum. Hangi kitaptan ne öğreneceğimizi kim bilebilir ki?
Jack Ensign Addington bir hukukçu,  kendi yaşadıklarından yola çıkarak kitabı yazmış. Pek çok ünlü kişinin sözlerinden alıntıların yapıldığı kitap, özellikle bu türden hoşlananları memnun edecektir. Benim için en önemlisi Grandma Moses gibi bir kişinin varlığından bu kitap sayesinde haberdar olmam. Siz de dağarcığınıza yeni bilgiler eklemek istiyorsanız…  kitap sizi bekliyor.

17 Şubat 2016 Çarşamba

BİR HIRSIZIN İTİRAFLARI (Woody ALLEN)

Woody Allen denince aklıma ilk gelen, gözlükleriyle de meşhur olan bir yapımcı, yönetmen, oyuncu ve senaryo yazarı. Bazı filmlerinin ismini duymuş olmama rağmen hiçbir filmini izlemedim. Bir ikisini seyredeyim dedim nedense sonunu getiremedim. Önceki yıllarda kitabını bir yerlerden almışım, okumak yeni nasip oldu.
Kitaptan söz etmeden önce Woody Allen’ın hayatına kısaca değinelim. Gerçek adı Allen Stewart Konigsberg. Ortodoks – Yahudi bir ailenin 1935 doğumlu oğlu. Düşük – orta sınıf ailelerin oturduğu bir bölgede yaşayan aile fertlerine baktığımızda; sürekli iş değiştiren bir baba, çiçekçi dükkânındaki kitaplardan sorumlu bir anne ve bir kız kardeş. Film çekme merakı yedi sekiz yaşlarına dayanıyor ve daha o yıllardan itibaren filmleri için hikayeler oluşturmaya başlıyor. 15 yaşında aldığı kararla ismini Woody Allen olarak değiştiren yazar, 16 yaşında show programlarına espriler yazmaya başlıyor. 1961 – 1964 yılları arasında stand – up komedi yaparken bir yapımcının dikkatini çeken Allen, bir sinema filmi için senaryo yazma teklifi alıyor. Yıl 1965. Woody Allen ilk film senaryosunu yazıyor; ancak senaryonun yapımcıların elinde değişime uğramasından hoşnut kalmıyor ve sadece kendi yöneteceği filmlere senaryo yazacağını belirtiyor. Bu kararından sonra sinema dünyasında kendine özgü üslubuyla birçok filme imza atıyor. Bunlardan bazılarını sayacak olursam:  Casino Royale, Kahire’nin Mor Gülü, Hannah and Her Sisters, Radyo Günleri…

14 Şubat 2016 Pazar

bugün dünya öykü günü

           KARDELENLER

Onların her birini ayrı ayrı anlatmak nerdeyse olanaksızdır. Çünkü hepsi birbirine benzer. Henüz cemreler bile düşmeden, kışın hükmü sürerken sessiz kar örtüsü üstünde kimsenin beklemediği bir zamanda açarlar. O kadar güzel, diri ve nadirdirler ki insan ağlayabilir. Uçuk sarıdır renkleri. Titreyen iri taç yapraklarında küçük kar taneleri ışıldar. Sabahın bilinmeyen bir saatinde birden açarlar. Karanlık toprağın beyaz kabuğunu çıtırtılarla kırar, bir silkinişle kaldırırlar başlarını. Durur, şaşkınlıkla dünyamıza bakarlar.

13 Şubat 2016 Cumartesi

14 Şubat bereketi

14 Şubat deyince çoğumuzun aklına ilk gelen tabii ki “Sevgililer Günü”; ancak bu gün aynı zamanda hem “Dünya Öykü Günü (World Short Story Day)” hem de  “International Book Giving Day”.

9 Şubat 2016 Salı

kitap kapakları

Bugün sizlere kitap kapaklarından söz etmek istiyorum. Bir kitabın giysisi, aksesuarı, tamamlayıcısı…
Aslında bir süredir bu konuya değinmek istiyordum; ancak okuduğum kitaplar sıralarını kaptırmak istemediklerinden olsa gerek bir türlü fırsat bulamadım. (Bir yazar roman yazarken bir süre sonra hikâyeyi kahramanlar  yönlendirir derler. Benim kitaplarla ilgili durumum da, özellikle şu sıralar, aynen bu. Eskiden blog’da yer vereceğim kitapların bir sıralamasını yapardım, artık sırayı onlar belirliyorlar. Her neyse parantezi kapatalım ve konumuza dönelim.)

5 Şubat 2016 Cuma

şubat 2016 haber bülteni - 2

Bugün bambaşka bir yazıyı yayına vermeyi düşünürken “şubat haber bülteni”nin ikincisi sırayı kapıverdi. Kış ve bahar ayları kitaplarla ilgili etkinlikler açısından bayağı yoğun bir dönem. Okul zamanı olmasının da bunda payı var elbette. Bugünkü bültene yarışmalarla başlıyorum. Yarışmaların çoğu önümüzdeki aylarda düzenlenecek; ancak başvuru ve hazırlık süreci sebebiyle bu bültene aldım.

2 Şubat 2016 Salı

şubat 2016 haber bülteni

Merhaba Sevgili Kitap Dostları,
Bundan böyle “kitap pınarım”da yarışma, fuar gibi farklı etkinliklerle ilgili haberlere de yer vereceğim. Hatta bununla ilgili bir bölüm olsun ki isteyenler rahatlıkla ulaşabilsin dedim ve sağ sütuna “Haberler” adıyla bir giriş bölümü ekledim. Resme tıkladığınızda bu başlık altındaki yazılarımın tamamını görebileceksiniz. Belki sizin de katılmak isteyeceğiniz bir etkinlik vardır.

29 Ocak 2016 Cuma

TANIOS KAYASI (Amin MAALOUF)

Mehmet Ali Paşa'lı yılların Mısır'ı. Güzelliğini çarmıh gibi taşıyan bir kadın: Lamia. Lamia'nın gölgesine sığındığı bir şeyh: Francis. Yasak aşk meyvesi bir oğul: Tanios. Başka bir kadın: Esma.Bir serüven ve sadakat romanı...
Yukarıdaki tanıtım yazısını okuduğumda aklımda bambaşka bir hikâye canlanmıştı; ancak kitabı okuduğumda iş değişti. Keskin hatları bulunan arka kapak yazısının aksine romanı daha naif ve hoş buldum.
Ne Lamia ne Esma...Kitaptaki kahramanımız Tanios. Diğer bütün isimler onun yaşamına etkileriyle yer alıyorlar eserde. Gidilen yerler, anlatılan olaylar hep kahramanı besleyen, onu daha iyi anlamımızı sağlayan öğeler. Sıradan denebilecek bir hikaye, doğu hikayelerinin esrarlı havasına bürünmüş Amin Maalouf sayesinde. 
Kitabı genel olarak beğendim, özellikle de işlenen bir cinayet ve ardından Kıbrıs’a kaçış öyküsü... Bu bölüm, dönemin çalkantılı siyasi yaşamını ve kendini bulmaya çalışan Tanios’un hikâyesini daha net bir şekilde gözler önüne seriyor. Günlük yaşamın, geleneklerin hatta dönemin karışıklıklarının bir insanın hayatına etkileri anlatılıyor kitapta.
1993 yılında yazılan “Tanios Kayası” ödüllü bir kitap. Fransa’da Goncourt Edebiyat Ödülü’nü almış. 
Keyifle okuyabileceğiniz hüzünlü bir yaşamöyküsü.

24 Ocak 2016 Pazar

İSKAMBİL KAĞITLARININ ESRARI (Jostein GAARDER)

Jostein Gaarder ismini hatırladınız değil mi? “Sofi’nin Dünyası” dersem biraz daha açıklayıcı olacak sanırım.
Lise yıllarında felsefe derslerini pek sevmezdim. Nedenini pek bilmiyorum ama felsefe benim için cazip değildi (Bir sürü filozof,  bağlantısını bir türlü kuramadığım çeşitli konular… ), ta ki üniversite yıllarında “Sofi’nin Dünyası”nı okuyana kadar… Kitabın kurgusu ve yazarın anlatımı beni epey etkilemişti. Hikâye içinde başka bir hikâyenin anlatımını çok farklı ve ilginç bulmuştum. Felsefeyle ilgili önemli bilgileri de  sıkılmadan okuduğumu hatırlıyorum. Adeta ben de romanın içinde felsefe tarihini öğreniyordum.
“İskambil Kâğıtlarının Esrarı” adlı kitap da aynı tarzda yazılmış, yine hikâye içinde hikâyeler var; Gaarder, tekrara düşmeden bambaşka bir konuyla yine felsefenin keyifli atmosferinde yol almamızı sağlıyor.

20 Ocak 2016 Çarşamba

BABA EVİ (Orhan KEMAL)

“Gerçekçi edebiyatın usta ismi”, “diyalog ustası”… Orhan Kemal’i tanımlayan bu ifadeler, onun Türk edebiyatında apayrı bir yeri olduğunu, bir “usta” olduğunu vurgular nitelikte.
15 Eylül 1914’te Adana Ceyhan’da dünyaya gelen yazarın asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü’dür. Babası Avukat Abdülkadir Kemali TBMM I. dönem milletvekilidir (1920-1923). Ailesinin Suriye’ye zorunlu göçü üzerine ortaokul son sınıfta öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalmıştır. Askerliği sırasında Maksim Gorki ve Nazım Hikmet kitapları okumak, yabancı rejimler lehinde propaganda yapmak suçundan beş yıl hapis cezası almıştır (1938). Bursa cezaevinde Nazım Hikmet’le tanışması yaşamının dönüm noktası olmuş, Nazım’ın toplumcu görüşlerinden etkilenmiştir. İlk öyküleri otobiyografik özellikler taşımaktadır. Eserlerinde insan – toplum ilişkilerini gerçekçi bir dille aktarmıştır. Bulgar Yazarlar Birliği’nin davetlisi olarak gittiği Sofya’da tedavi edilmekte olduğu hastanede 2 Haziran 1970’te vefat etmiştir. Mezarı İstanbul’da bulunmaktadır.

17 Ocak 2016 Pazar

İVAN DENİSOVİÇ'İN BİR GÜNÜ (SOLJENİTSİN)

Soljenitsin ismini daha önce duymuş olmama rağmen kitabını okumak kısmet olmamıştı. Belki zamanı değildi, belki ilgim yoktu belki de diğer okumalarımın arasında kendine bir yer edinemedi. Peki, ne oldu da fikrim değişti? Attila İlhan’ın “Hangi Edebiyat?” kitabını okurken Soljenitsin okumaya niyetlendim. Bu arada okumakta olduğum kitap bitmiş “Ne okusam?” diye bakınıyordum. Evdeki kitap stokuma baktığımda… İşte, bir Soljenitsin kitabı orada yıllardır beni beklemekteydi. Anladım ki artık zamanı gelmişti.
(Belki de elimdeki kitaplara ara sıra değil, sık sık bakmalıyım; ama heyhat… Gel gör ki, bazen kitapevlerinden dayanamayıp aldığım kitaplar; bazen de arkadaşlarımdan, akrabalardan hatta öğrencilerimden ödünç aldığım kitaplar beni bambaşka okumalara yönlendiriyor ve evdeki kitaplarım sessizce sırasını bekliyor.)
Elimdeki kitap Soljenitsin’in üç eserini içeriyor. “Ivan Denisoviç’in Bir Günü”, “Kreçetovka İstasyonun’da Bir Olay” ve  “Matriyona’nın Evi”. 

9 Ocak 2016 Cumartesi

HANGİ EDEBİYAT (Attila İLHAN)

Değişen çağ, hızlanan yaşam, gelişen teknoloji, farklılaşan beğeniler, azalan zaman ve kısalan cümlelerle yaşamın ve edebiyatın neresindeyiz bilmem ama bazı kitapları okuyunca kendi adıma edebiyatın kıyısında olduğumu hissediyorum. 
Peki bundan mutsuzluk duyuyor muyum?... Bazen evet, çünkü edebiyat mutluluktur ve ben bu mutluluğun sadece küçük bir parçasıyla tanışma fırsatını elde etmişim. Genellikle de hayır; çünkü daha okunacak kitaplar, tanışacak yazarlar ve paylaşılacak mutluluklar var. (Hayat, öğreneceğimiz yeni şeyler varsa güzeldir.)

1 Ocak 2016 Cuma

hayatın gerçekleri

Merhaba Sevgili Kitap Dostları,
Bir yıla daha “merhaba” diyoruz. Sağlık, mutluluk, barış dileklerini birbirimize iletiyor; daha güzel, daha yaşanabilir bir dünya istiyoruz. İstiyoruz da…
Değişen dünya şartları, yola çıkan engeller, günlük yaşamın koşuşturmaları arasında planlarımızı ya da önceliklerimizi değiştirmek zorunda kalıyoruz bazen. Her şey hep güzel olsun istiyoruz; ama olmuyor… bazen. İşte “bazen”lerden ötürüdür ki umudumuzu kaybetmiyoruz; günün geceye döndüğü gibi gecenin de güne döneceğini biliyoruz. Çünkü hiçbir şey sonsuza kadar sürmez ve her şey zıddıyla vardır bu dünyada. Olduğu gibi ve olması gerektiği gibi…