5 Nisan 2015 Pazar

YAŞAMAK, SEVMEK, ÖĞRENMEK (Leo BUSCAGLIA)

Ülkeler, kültürler, yaşam tarzları farklı olsa da temel sorunlar pek değişmiyor galiba. Çatışmalar, hatalar, önyargılar... her toplumda var. Peki bunlardan kurtulabilir miyiz yoksa insan yaşadığı müddetçe bu sorunlar hep var olacak mı? 
Ya bizim payımıza düşen? Bize zorla dayatılan mı; her şeye rağmen bizim seçtiğimiz, yürümek istediğimiz yol mu?
Leo Buscaglia - Yaşamak, Sevmek, Öğrenmek

“Nikos Kazancakis’e göre ideal öğretmen, öğrencisinin geçmesini istediği bir köprü olma işlevini üstlenen ve öğrencisinin bu köprüden geçmesine yardımcı olduktan sonra, sevinç ve coşkuyla çöküp aradan çekilerek öğrencisini kendi köprüsünü kurmak için yüreklendiren öğretmendir.”


                                               * * * * *

“Geçenlerde, Carl Rogers, böyle fırsatları kaçırma konusunda şöyle demişti:
Bugüne dek, bir insanın bir başka insana herhangi bir şey öğretmiş olduğuna inanmıyorum.Öğretme uğraşının yararından kuşkuluyum. Bildiğim tek şey, öğrenme isteği duyan kişinin öğreneceğidir. Öğretmen de, belki bir yardımcı, öğrenici kişinin önüne bütün yemekleri koyup ne güzel ve coşku verici olduklarını anlattıktan sonra, öğrenicinin bunları yemesini dileyen bir yardımcı kişi olabilir.

                                               * * * * *

“ ‘Educator’ (eğitimci) sözcüğünün kökeni, yol göstermek, yardımcı olmak anlamına gelen, Latince ‘educare’ (eğitmek) sözcüğüdür. İşte gerçek anlamı budur bu sözcüğün; yol göstermek.”

                                               * * * * *

“Silberman ‘Eksik olan sevgidir. Okullarımız, çocuklarımızı geliştirmeyen, yaratıcılık ve sevinci yok eden, özensiz, sıkıcı yerler’ diyor. Aslında, okulların dünyanın en güzel ve sevinç veren yerleri olması gerekir, çünkü öğrenmek en büyük mutluluk kaynağıdır. Öğrenmek olağanüstü bir mutluluktur, çünkü her öğrendiğimiz şey kendimizi yenilememizi sağlar.”

                                               * * * * *

“Yunan tragedyasındaki Medea’yı anımsayın. Bu güzel oyunda, her şeyin yok olduğu ve kâhinin gelip Medea’ya ‘Medea, ne kaldı geride? Her şey yıkıldı, her şey yok oldu’ dediği bölümü anımsıyor musunuz? Medea da ‘Ne mi kaldı? Ben!’ diye yanıt verir.”

                                               * * * * *

“Benim sevgiye ilişkin bir tanımlamam yok, ama Saint-Exupéry’nin tanımı için, duyduklarımın en sağlıklısı diyebilirim. ‘Sevgi, benim, kendi benliğinize dönmeniz için sevecenlikle size yol göstermem olsa gerek.’ Benim olmanızı istediğim biçime değil, kendinize.”


                                               * * * * *

“Saatle yönetilen derslerimiz var – saatle yönetilen eğitim. Saat 9’dan 9.05’e kadar Dertleşme; 9.05’ten 9.30’a I. Okuma Grubu; 9.30’dan 9.45’e 2. Okuma Grubu. Birinci okuma grubu tam bir konuya gerçekten ilgi duymaya başladığı anda, öğretmen ‘Aman Allahım, saat 9.30 olmuş! Tamam. İkinci grup gelsin’ der. Saatle öğrenme olmaz. Sınırlamayla öğrenme olmaz. Aritmetik zamanı olmaz. Yazım zamanı olmaz. Her şey bir arada öğrenilir. Ama yine de bu düzeni sürdürüyoruz. Şimdi yazımla uğraş, sonra Batı’ya Göç’ü öğren! Zamanı yaratıyor ve sonra onun tutsağı oluyoruz.”

                                               * * * * *

“ ‘Zenci’, ‘Katolik’, ‘Protestan’, ‘Yahudi’ v.b. gibi sözcüklerde de durum böyle. Bir şeyin adını duymanız yeter, o konuda hemen her şeyi bildiğinizi sanırsınız. Hiç kimse ‘Bu insanlar ağlar mı? Duyguları var mı? Anlar mı? Umutları var mı? Çocukları sever mi?’ diye düşünme sıkıntısına katlanmaz. Sözcükler!

                                               * * * * *

“Bana bu sıfatları yakıştırarak benim hakkımda hiçbir şey öğrenemiyorlardı ki! Örneğin, İtalya’dayken, annemin bir opera şarkıcısı, babamın da bir garson olduğunu hiçbir zaman öğrenemediler. Bir operayı tümüyle oynayacak kadar kalabalık bir ailemiz vardı. annem piyanoya geçip bütün opera ezgilerini çalar, biz de rolleri paylaşırdık. Hepimiz birlikte şarkılar söyler, çok mutlu olurduk. Sekiz yaşına geldiğimde, beş operayı ezbere biliyordum, her rolü oynayabiliyordum. Ama işte, onlar bana ‘Pis İtalyan’ demekle bunları öğrenemiyorlardı.”

                                               * * * * *

“Seven kişinin, gereksiz şeylerden hoşlanmayan ve ikiyüzlülüğe göz yummayan bir insan olduğu düşüncesindeyim. Rosten ‘Acımasız olan güçsüz olandır. Sevecenliği yalnızca güçlü olandan bekleyebiliriz’ der.”


                                               * * * * *

“Bilgelik ‘Kafam her şeye açık. Hangi düzeyde olursam olayım, henüz işin başındayım. Bildiğim şeylerin yüz katı kadar çok şey var daha öğrenilecek’ diyebilmektir. Bilgeliğin başlangıcı budur.”

                                               * * * * *

“Beklentilerimiz olmazsa her şeye sahip oluruz, der Buda. Sevmek istediğiniz için sevin. Vermek istediğiniz için verin. Çiçekler açmaları gerektiği için açarlar, onlara sevgi gösterilerinde bulunan insanlara karşılık vermek için değil!”

                                               * * * * *

“Ben, yaşamın Tanrı’nın size bir armağanı olduğuna inanıyorum. Yaşamı yaşama biçiminiz de, sizin Tanrı’ya armağanınızdır. Öyleyse onu çok güzel bir yaşam haline getirin.”


                                               * * * * *

“Dikkatli davranmazsak, Maslov’un çok sevdiğim şu sözleri gibi davranmış oluveririz: ‘Sahip olduğunuz tek araç bir çekiçse, her şeyi bir çivi olarak görmeye başlarsınız.’”

                                               * * * * *

“Dünya, dokunması henüz tamamlanmamış, olağanüstü güzellikte bir duvar halısıdır ve size ait olan o küçücük boşluğu yalnızca siz doldurabilirsiniz.”


                                               * * * * *

“Sürekli dünü yaşar, dün olanlar için üzülürüz. Oysa dün için yapabileceğiniz bir şey yoktur artık ve hâlâ dün olanları ya da başka insanları suçlarsanız, hiç büyümemişsiniz demektir.”

                                               * * * * *

“Haim Ginott’un bir kitabında okuduğum bir bölümün beni çok duygulandırdığını anımsıyorum. Çok dokunaklı bir bölümdü. Bir okul müdürü yazıp vermiş bunu Ginott’a. Şöyle diyor:
Bir toplama kampından sağ kurtulmuş bir insanım. Gözlerim, hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. Bilgili mühendisler tarafından yapılan gaz odaları. İyi öğrenim görmüş doktorlar tarafından zehirlenen çocuklar. Eğitilmiş hemşireler tarafından öldürülen bebekler. Lise ve yüksekokul mezunları tarafından vurularak öldürülen kadınlar ve bebekler. Bu             nedenle, öğrenim olgusuna kuşkuyla bakıyorum. Sizden tek dileğim şu: Öğrencilerinize insan olmayı öğretin. Çabalarınız bilgili canavarlar, yetenekli ruh hastaları ya da eğitilmiş Eichmannlar yaratmamalı. Okuma-yazma, yazım, tarih ve matematik, ancak öğrencilerimizin insan olmasını sağlarlarsa önem kazanırlar.
Bunu okuyunca neyi anladım biliyor musunuz? İnsanlara, en gerekli şey – yaşam – dışında her şeyi öğretiyoruz.”

                                               * * * * *

“Hiç kimsenin beni izleyip bana öykünmesini istemem. Çünkü, bana öykünmeye başladığınız zaman, bu sizi bana ulaştırır ve siz kendiniz yok olursunuz. İzlenecek tek yol kendi yolunuzdur.”

                                               * * * * *

“Hepiniz birbirinizden o denli farklısınız ki, kimliğiniz ancak parmak izlerinizle belirleniyor! Benzersizliğinizi bu kanıtlamazsa başka ne kanıtlayabilir?”

                                               * * * * *

“Yaşın yaşlanmayla ilgisi yoktur. İnsanı yaşlandıran şey, artık hiçbir seçeneğin kalmadığı duygusuna kapılmaktır. Yaşamınız olduğu sürece, son ana, ölüme dek yaşayabilirsiniz.”
                                          ▬    ▬      ▬