18 Ocak 2015 Pazar

DÜŞÜNCELER SÖZLEŞİNCE

Düşler, düşünceler...
Farklı kalemler, farklı kelamlar...
Harfler, sözcükler, sözler...
Düşünceler sözleşip de aynı kitapta buluşursa ne olur?
Hazırlayan: Osman Torun
Yazarlar: Ülkemizden gönül ve fikir dostları...
Kitap: Düşünceler Sözleşince


görsel: enkel dika
“Nedir denemeyi deneme yapan? İçtenliği, düşünmeye çağırışı, eleştiriciliği, kesin yargılardan uzak oluşu, merakı, şüpheciliği, sorular sorması, sizinle konuşuyormuşçasına yakınlığı, anlatacağını az sözle ve dolandırmadan anlatışı, sınırsız bir içerik ve biçim zenginliği, öğreticiliği içten içe yürütüşü olmasın!.. Velhasıl, içerisinde herkesin olduğu gibi, özgürce yaşadığı ‘sınırsız’ bir ülkedir deneme. (Osman Torun / Önsöz)

            * * * * *

“Denemeler; yazıldıkları dönemin özelliklerini, kavramlarını, olgularını yansıtmaları açısından da değerlendirilebilir. Bu anlamda; insanı, dünyayı, yaşamı ve kültürel ortamı anlamak ve anlatmak işlevini üstlenirler. Türkiye gibi toplumsal hafızanın zayıf olduğu, doğal olarak da her şeyin çabucak unutulduğu toplumlarda, okurların, özellikle de genç kuşakların, yaşanmış olguları anlamalarında, anlamlandırmalarında katkı sağlarlar. (Osman Torun / Önsöz)

                                               * * * * *

“Deneme yazarı, seçtiği konuyu anlatırken kimi zaman başka eserler ve kişilere de göndermelerde bulunur. Okurunu bu kaynaklara, yazılara ulaşmaya, ayrıntılı bakmaya isteklendirebilecek bu tür paylaşımlar, o kaynakları okumaya yönelik bir bilgilenme yolculuğuna dönüşebilir. Bu açıdan bakıldığında ise, okurunu başka yazarlara, kaynaklara ulaştıran bir köprüdür, denemler. (Osman Torun / Önsöz)

                                               * * * * *

“Bu antolojinin amacı, gençlerimize denemeyi sevdirmektir. Türk deneme edebiyatının bugünkü ustalarından özenle seçilmiş denemelerini buluşturarak, gençlerimizi edebiyatın içten ve özgür çocuğu denemenin özgün örnekleriyle tanıştırmak ve usta yazarlarımızı keşfetmeleri için bir kapı aralamak istedik. (Osman Torun / Önsöz)

                                               * * * * *

görsel: enkel dika
“Önceleri zaman bu kadar çabuk akmazdı. Okula gider gelirdiniz; sokakta oynardınız; eve çıkar, elinizi yüzünüzü yıkar, üstünüzü değiştirirdiniz, bir şeyler yerdiniz. Akşama daha ne kadar çok zaman kalırdı! (Adalet Ağaoğlu / güne ne oldu?)

                   * * * * *

“Bizde olduğu gibi, tarihlerine bu nesnelliği sağlayamamış toplumlarda, öç alma duyguları, kan dökücülük, kaba güç, düşüncede ve duyumsamada düzeysizlik insanın günlük davranışlarına bile yansıyarak, o toplumun çağdaşlaşmasına değil, ilkelleşmesine yol açar. (Adnan Binyazar / bizde eksik olan ne?)

                                               * * * * *

“Olağanlığı içine tıkıldığımız hayatın olağanüstülüğü var. Hemen önümüzde. Gözlerimizin önünde. Göremiyoruz. (Ahmet İnam / olağan hayatın olağanüstülüğünü keşfetmeye hazır mıyız?)

                                               * * * * *

“Çağımız, yaşayamadan ölenlerin çağı. Paradoksal bir biçimde: Tıp gelişiyor, insanın biyolojik ömrü uzuyor; hastalıklara çareler, geçmişe oranla, daha fazla bulunuyor. Bilim daha fazla bilgi sunuyor; teknoloji inanılmaz hızla üretiyor. Bütün bu olumlu olması gereken gelişmeler, insanın mutsuzluğunu, yaşayışındaki tatsız tuzsuzluğunu gideremiyor. (Ahmet İnam / olağan hayatın olağanüstülüğünü keşfetmeye hazır mıyız?)

görsel: gennady privedentsev
                                               * * * * *

“Aynada kendi başkasının gözleriyle görebilir misin? Denedin mi? Bu keşmekeşin içinde merceğine dolan görüntülerin ağırlığı belki de hantal kılmıştır gözlerini. Belki içine dönemez olmuştur gözlerin, kirli görüntülerin ağırlığından. (Cem Mumcu / ayna)

                                               * * * * *

“Psikiyatr Mehmet Emin Ceylan, ANKA’ya bilimsellikle sanatı birbirine aşık edip, ‘Türk insanının yalnızlığın felsefesini bilmediğini’ söylemiş. İnsanımızın göç ettiği için, sürekli mücadele içinde olduğunu ve sürü halinde yaşamak zorunda kaldığını iddia ediyor ve önemli bir saptamada bulunuyor: ‘Hiç kimse kara koyun olmaya cesaret edemiyor.’ (Doğan Hızlan / yalnızlıktan korkanlar ülkesi)

                                               * * * * *

“Havalandırma sistemlerinin hep aynı mevsimi, ışıklandırma sistemlerinin hep aynı saati döndürdüğü bir yok-zamana dalıp gittiler. Mühim bir acele içindeydiler; o sebepten, kışın bugün ilk kokusunu salgıladığını, sonbaharın sarı eteğinin altından inceden görünüp kaçtığını fark etmediler. (Ece Temelkuran / mevsimlerden en merhametlisidir kış)

                                               * * * * *

“Kitapçı sergenlerini dolduran ve okurunu bekleyen kitaplara bakıyorum. Bir de kitapla tanışmamış, kitapsız büyüyen çocuklara, gençlere. Paranın tek değer, ‘köşeyi kestirmeden dönme felsefesi’nin egemenlik kazandığı şu günlerde kitapçı sergenlerinde boynu bükük bekleyen kitaplarla, kitapsız büyüyen çocukların, gençlerin durumu, içini karartıyor insanın. (Emin Özdemir / kitapsız büyüyenler)

                                               * * * * *

“Ne zaman başladı balkonların hikâyesi? Herhalde sokakların cazibesinin artmasıyla. Görmenin görünme ile yer değiştirdiği bir zihniyetin ürünüdür balkonlar. Cumbalı evlerin gören, ama görünmeyen kimliği, balkonların selamlanacak kadar kendini gösteren çıkıntısıyla yer değiştirmiştir. (Fatma Karabıyık Barbarosoğlu / balkonlar’ın hikâyesi üç nesil, üç hayat)


                                               * * * * *

“Annelerimiz için büyük teneke kutular içinde ağaç yetiştirme faslı bitse de (çünkü evlerde eşyalar çoğalmakta, yeniler geldikçe eskiler balkona doğru taşınmaktadır), sardunyalı günler henüz bitmemişti. Asansör vardı ve konu komşu da artık ayak sesinden bilinmez olmuştu. (Fatma Karabıyık Barbarosoğlu / balkonlar’ın hikâyesi üç nesil, üç hayat)

                                               * * * * *

“Düşünmeyi boşladıkça, seri imalat konfeksiyon maskeler yüzümüzü aşındıracak, bir gün çok özel bir şeyi kendimiz olarak yaşamak istediğimizde, yaşamımıza ufacık bir anlam katmak istediğimizde bakacağız ki: Yüzümüz kalmamış! (Füsun Akatlı / felsefenin modası geçti mi?)

                                               * * * * *

“İş günü süresince tutsak olduğumuz gerçeğini o kadar kabullenmişizdir ki, onun dışındaki saatlerden ‘serbest zamanımız’ diye söz ederiz. (Gündüz Vassaf / geceye övgü)

                                               * * * * *

“Gün boyunca insanların birbiriyle gireceği ilişkiler düzene sokulmuştur. Okullarda gençler, sırf aynı yaşta oldukları için yıllar yılı aynı kişilerle aynı sınıflarda oturmak zorundadırlar. (Gündüz Vassaf / geceye övgü)


                                               * * * * *

“Bir eylemin kahramanca olabilmesi için, eylemde bulunanın inandırılmış değil, inanmış olması gerek. Böyle inanmış insanların hareketlerini seviyor ve övüyorsak, insan olarak onları sadece görebiliyor ve anlayabiliyoruz demektir; ama bu asla kahramanca bir varlığımız ‘vardır’ demek değildir. (Kemal Demirel / kahramanlık üzerine)

                                               * * * * *

“Dansın başkenti mi? Elbette Paris!... 19. yüzyılda, 1800 dans salonu vardı, kapıları Paris sokaklarına açılan… Fransa kralı 14. Louis, en çok dans dersi alan insandır. Yirmi yıl boyunca her gün, düzenli olarak dans dersi alan 14. Louis: ‘Kraliyet Dans Akademisi’nin de kurucusudur. (Sunay Akın / bir dans pistidir doğa!...)

                                               * * * * *

“Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte… İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık. (Şükrü Erbaş / senin korkularını benim inceliğimi)
                                          ▬    ▬      ▬