11 Mayıs 2014 Pazar

TÜRKÇE "OFF" (Feyza HEPÇİLİNGİRLER)

Bilgiye kolaylıkla ulaşabildiğimiz bir çağda ulaştığımız bilgilerin hepsi doğru mu? Anlatılanlar doğru bir biçimde bize iletiliyor mu? İletişim çağındayız; ama anlaşabiliyor muyuz? Dilimiz anlaşmamız için elverişli mi yoksa onu elverişsiz hale biz mi getiriyoruz? Okumadan, yazmadan, düşünmeden sadece konuşarak dilimizi ve anlayışımızı geliştirebilir miyiz? 
Türkçe “Off”, Feyza Hepçilingirler.

“Onlar da yanlış; ama daha kötüsü var. Sözü edilen ülke ‘Hawai’ değil, ‘Haiti’.”




                                               * * * * *

“Televizyon abartılarına çoktan alıştık, biliyorum. ‘Televizyonda ilk kez!’ diye sunulan filmin en az üç kez daha gösterildiğini, ‘İzlerken soluğunuz kesilecek, nabzınız yükselecek, tansiyonunuz çıkacak…’ diye ortalığı heyecana veren duyurunun, çok sıradan bir gerilim ya da kovalamacadan başka bir şey içermeyen görüntü bombardımanı anlamına geldiğini nasıl biliyorsak yalnızca xtv’de olduğu söylenen haber ve röportajların da bir gün önce ya da bir gün sonra öteki kanallarda yer alacağını biliyoruz.”

                                               * * * * *

“Bunca sorun dururken dille uğraşmayı gereksiz bulanlar var mıdır bilmiyorum. Gereksiz değildir; çünkü dildeki bozulma, hem o sorunların göstergesidir hem de dolaylı olarak nedeni. Türkçenin bu kadar kötü kullanılıyor olması, bütün işlerin kötüye gidiyor olmasından bağımsız mı?
Üstüne titrediğimiz bir anadilimiz olsaydı, başkaca sahip olduklarımızın da üstüne titremez miydik?”




                                               * * * * *

“Televizyon, tüm kötü güçlerin 60-70 yılda, daha geniş düşünürsek 600-700 yılda yapamadığını 10 yılda yaptı. İnsanları ne söylediğini bilmez, söyleneni anlamaz duruma getirdi.”

                                               * * * * *

“II. Dünya Savaşından sonra Almanya’da fırınlardan önce tiyatro salonları açılırken gerekçe net bir biçimde söylenmişti: ‘Yıkılan insanı onarmaya çalışmak’.”

                                               * * * * *

“Peki, ne yapılmaya çalışılıyor? Sorun yalnızca edebiyatın, sanatın toplum gündeminden silinmeye çalışılması sorunu değil. Sorun, medyanın, ‘Hayır!’ demeden kendisini izleyecek bir sürü yaratma, ipleri her koşulda elinde tutma istemi. Giderek canavarlaşması, verdiğiyle yetinmeyene haddini bildirmesi, önüne geçmek isteyeni yere yıkıp üstünde tepinmesi…”



                                               * * * * *

“Tartışma düzeyi, konuşma, anlama, algılama düzeyi sürekli aşağı çekiliyor.”

                                               * * * * *

“Dil böyledir işte! Onu iyi bilmezseniz söylemek istemediğiniz şeyleri söyletip iş açar başınıza.”



                                               * * * * *

“Fransızcanın problemi, giderek içine kök salan İngilizce (Amerikanca) sözcükler olabilir; ama Türkçenin problemi, öncelikle Türkçe ile ilgilidir. Türkçenin doğru kullanımını bilmekten, inceliklerini öğrenmeye kadar… Sezgisel değil, bilimsel bir ‘bilmek’ten söz ediyorum. Örneğin kimi sözcükler/sözler yerli yerine oturtulmazsa Türkçede doğabilecek anlam karmaşası ya da anlatım bozukluğu bir başka dilde söz konusu bile edilmeyebilir; oysa Türkçede ciddi bir durumdur.”



                                               * * * * *

“Yabancı bir dilde olduğu gibi, insanın anadilinde de günlük yaşamını sürdürmesi için gereken sözcükler, düşünsel boyutu yüksek bir iletişim için yetersiz kalır. Bu yetersizlik en çok, aynı sözcüğü durmadan kullanmak biçiminde ortaya çıkar.”

                                               * * * * *

“Televizyon gündelik yaşamımıza bu kadar girmeden önce, âlim değilse de sanatçı sandığımız ya da sıradan insanların üstünde bir değer taşıdıkları için ünlü olduklarını ünlü olduklarını düşündüğümüz insanları pek görmez, seslerini de duymazdık. Bir konuşsalar neler söyleyebileceklerini düşleyerek gizli hayranlıklarımızı büyütürdük onlara. Ama artık televizyona çıkıyorlar ve ‘maalesef’ konuşuyorlar.”

                                               * * * * *

“Türkçe bilinci gelişmiş biri, her tümceden önce durup o tümceyi nasıl kurması gerektiğini düşünmez. Çünkü öğrenim yaşamında alacağı iyi bir eğitimden sonra istese de bozamaz tümceleri.”

                                               * * * * *

“Dil, böyledir; konuşan, o dili kullanan insanlar biçimlerler; dilciler arkadan yetişip kullanımın kurallarını koyarlar. Bugünkü gidişin kötü olmasının kışkırtıcı nedeni de bu! Bilinçli bir kullanım olmayınca, bırakın yeni kurallar koymayı, var olan, çok genel ve kapsamlı kurallar da sarsıntıya uğruyor. Dile duyarlı insanların, son yıllarda artan çırpınışlarının nedeni de bu!”
                                          ▬    ▬     ▬