13 Nisan 2014 Pazar

RÜZGARIN GÖLGESİ (Carlos Ruiz ZAFON)

Küçük bir çocuğun  Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı”nda seçtiği bir kitap onun ve çevresindekilerin yaşamını nasıl etkileyecek? Macera, gerilim, kitapların büyülü dünyası... Rüzgarın Gölgesi...
Carlos Ruiz Zafon 


“Babamla Santa Ana Sokağı’nda, kilise meydanına bir taş atımı uzaklıktaki mütevazı bir apartman dairesinde oturuyorduk. Daire, büyükbabamdan miras kalan kitabevinin bir üst katındaydı. Kitabevinde ikinci el kitaplar ve koleksiyoncuların ellerindeki az bulunur baskılar satılıyordu; babamın bir gün benim olmasını umut ettiği büyülü bir dükkândı. Kitaplar arasında büyüdüm. Toz kalıbına dönüşmüş sayfalarında, kokularını bugüne dek ellerimde taşıdığım düşsel dostlar edindim.”


                                               * * * * *

“ ‘Gel, Daniel, üstünü giyin. Sana bir şey göstermek istiyorum,’ dedi.
‘Şimdi mi? Sabahın beşinde?’
‘Bazı şeyler yalnızca karanlıkta görülebilir,’ dedi, babam. Yüzünde parlayıp sönen gizli gülümseyişi büyük olasılıkla kitaplığındaki yıpranmış Alexandre Dumas romanlarından birinin sayfalarından ödünç almıştı.”

                                               * * * * *

“ ‘Günaydın, Isaac. Bu, oğlum Daniel,’ diye tanıttı, babam. ‘Yakında on birine girecek ve bir gün dükkân onun olacak. Burayı tanımasının zamanı geldi.’”

                                               * * * * *

“Tıka basa dolu kitap rafları, geçitlerden oluşan labirentler, devasa bir kütüphanenin inanılmaz geometrik görüntüsü, tüneller, eşikler, platformlar ve köprülerle örülmüş bir arı kovanı gibi aşağıdan yukarıya doğru yükseliyordu. Babama baktım, afallamıştım. Bana gülümseyerek göz kırptı.
‘Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı’na hoş geldin, Daniel’”


                                               * * * * *

“ ‘Burası gizemli bir yer Daniel, bir mabet. Burada gördüğün her kitabın, her cildin bir ruhu var. Onu yazanın, okuyanların, onunla yaşayıp onu düşleyenlerin ruhu. Bir kitap sürekli el değiştirir, birileri gözleriyle sayfalarını sürekli tarar, kitabın ruhu gelişir ve güçlenir…’”

                                               * * * * *

“ ‘Geleneğe göre, burayı ilk kez ziyaret eden kişinin istediği herhangi bir kitabı seçip sahiplenmesi, yok olmasına asla izin vermemesi gerekiyor, böylelikle o kitap her zaman yaşayacak. Bu çok önemli bir sorumluluk. Bir ömür boyu,’ diye açıkladı, babam. ‘Bugün sıra sende.’”

                                               * * * * *

“Yüzlerce, binlerce ciltle dolu koridorlarda gezindim. Yürürken, bu duvarların ötesinde, dışarıdaki dünyada insanların kendileri için bir şeyler yapmak yerine yaşamlarının her akşam futbol ve pembe dizilerle geçip gitmesini umursamadıklarını, hatta bundan memnun olduklarını, oysa bu kitaplarının her birinin kapakları arasında sonsuz bir evrenin keşfedilmeyi beklediğini düşündüm.”

                                               * * * * *

“Belki de buranın büyülü havasına yenik düşmüştüm, ama Rüzgârın Gölgesi’nin yıllardır, büyük bir olasılıkla ben daha doğmadan önce orada beni beklediğine emindim.”



                                               * * * * *

“Babama göre Gustavo Barceló mesleki deyişle yüklü biriydi ve saray büyüklüğündeki kitapçı dükkanı ticaretten çok bir tutku içindi. Kitapları sınırsızca seviyordu ve – bunu kesin olarak reddetse de- herhangi biri dükkana gelip de gücünün satın almaya yetmeyeceği bir cilde tutulursa, Barceló alıcının o kitabı tesadüfen karıştıran biri değil de ciddi bir okur olduğunu hissederse fiyatı düşürüyor, hatta onu hediye ediyordu.”

                                               * * * * *

“Barceló’nun yüzünde kurnazca bir gülümseyiş belirip kayboldu.
‘Diğer bir söyleyişle, on. Yaşını büyütme, seni afacan. Yaşam senin yardımın olmaksızın onu halleder.’”

                                               * * * * *

“O kitapla birlikte her şey değişti. O zamana dek okumak yalnızca bir görevdi. Ne için olduğunun ayrımına varmaksızın, özel hocalara ve öğretmenlere ödenen bir çeşit bedeldi. Okumanın verdiği keyifleri tatmamıştım; ruhsal yolculukların, düş gücüyle uzak diyarları gezmenin, güzelliklerin lezzetini bilmediğim gibi edebiyatın ve dilin gizeminden habersizdim. Tüm bu şeyler benim için bu romanla başladı.”




                                               * * * * *

“Çocukluk tuzaklarından biri de, bir şeyleri duyumsayabilecek kadar anlayamamaktır. Zamanla zeka neler olduğunu kavrayabilecek duruma geldiğinde, yürekteki yaralar çok derine işlemiş oluyor.”

                                               * * * * *

“ ‘İyi misin?’ diye sordu bir ses, karanlığın içinden.
Kısa bir süre önce yardım etmeyi reddettiğim dilenciydi. Utandım, gözlerinden sakınarak başımı salladım. Yürüyerek uzaklaşmaya başladım.”

                                               * * * * *

“Isaac gülümsedi. Şaşırmış görünüyordu. ‘Gerçekten de öyle. Ben de seni çok soru soran ve hiçbir şey bilmeyen, biraz can sıkıcı biri olarak düşünüyordum.’”

                                               * * * * *

“Sanki yaşam yeterince karmaşık değilmiş gibi insanlar kendi yaşamlarını daha da güçleştirmeye yöneliyorlar.”

                                               * * * * *

görsel: andrew ferez
“Kütüphanenin dışında akıp giden dünya günden güne farkına bile varmaksızın belleğini yitirirken, kendimi dünyalarla, sahipleri bir okyanusun karanlığında yitip gitmiş ruhlarla ve milyonlarca terk edilmiş sayfayla sarmalanmış olarak duyumsadım.”

                  * * * * *

“On altıncı doğum günümdeki o gecenin uzak anıları duygularıma bir sürgü çekmiş ya da yaşam  beni duygusal üzüntülerimden kurtararak bir tatil bağışlamaya karar vermişti, artık büyümeye başlayabilirdim.”

                                               * * * * *

“Düşmanınız olarak gördüğünüz kişi düşmanca davranmayı bırakınca ona karşı olan tüm düşmanlığınızın bitebildiğini fark ettim, yeni bir dost kazanmıştım.”

                                               * * * * *

“Kapıcı resme sanki uğurlu bir tılsımmış, gençliğine geri dönüş biletiymiş gibi baktı.”

                                               * * * * *

“Bu yolla Fortuny ailesi sakince yaşadıkları bir yerde ruhlarının ve yüreklerinin sesini keserek yılların gizlice geçip gitmesine izin verdi, gerçek duygularını dile getiren sözcükleri unuttular ve aile, koca kentteki birçok benzerleri gibi aynı çatı altında yaşayan yabancılara dönüştü.”

                                               * * * * *

“İster bilinçsizce, ister kötü niyetle söylenmiş olsun bir çocuğun yüreğini zehirleyen sözcükler onun belleğinde iz bırakır, er geç onun ruhunu yakar.”

                                               * * * * *

“Ürkekçe gülümsedi. ‘Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Darılma ama kimi zaman bir yabancıyla konuşmak tanıdığın biriyle konuşmaktan daha kolay. Neden böyle?’
Omuz silktim. ‘Büyük olasılıkla, bir yabancı bizi olmamızı istediği gibi değil, olduğumuz gibi görür de ondan.’”

                                               * * * * *

görsel: julie dillon
“O günlerde, babasının soyadı Fortuny olmasına rağmen kendini Carax olarak tanıtmaya yeni başlamıştı. Önceleri kimi çocuklar bunun için onunla alay ettiler, tabii bir de ‘Yoksullar Çetesi’nin bir üyesi olduğu için. Bana da güldüler, çünkü aşçının oğluydum. Çocukların neye benzediklerini bilirsiniz. Derine inildiğinde, Tanrı onları iyilikle doldurmuştu, ama onlar evlerinde ne duyuyorlarsa onu tekrarlıyorlardı.”

                * * * * *

“Don Ricardo Aldaya’nın herkesçe korkulan bir adam olmaktan ve yüzüne karşı açıkça yağcılık yapılmasından artık bıktığı böylece anlaşıldı, yanlarından geçerken insanların kendilerini bir paspas gibi yere atmaları onu bezdirmişti. Dalkavukları, korkakları ve fiziksel, ahlaki ya da zihinsel zayıflık gösteren her çeşit insanı aşağı görüyordu. Çırak bile olamayacak alçakgönüllü bir çocuk, onu güldürebilecek ruh ve cürete sahipti.”

                                               * * * * *

“Antony Fortuny, Catalan sosyetesinin en tepesindeki adamın nasıl olup da hala kendisine bile bir yabancı olan çocuğun anlattığı hikayelere ve yaptığı şakalara katıla katıla güldüğünü görmekten şaşırmıştı, kendisi çocukla hiçbir zaman konuşmamış ve yıllardır onun mizah yeteneğini gösteren bir işaret görmemişti.”

                                               * * * * *

“Birisi genç ve yetenekli – hatta dahiyse – yetiştirilmesi gerekir, tersini yapmak kişiyi boş yere harcamak ve sapkınlık demektir.”

                                               * * * * *

“Gözlerinden kibir ve kabadayılık akıyordu, davranışları küçümseyici ve aşırı kibardı. Julian bu kendini beğenmişlik zırhının altında yatan boşluk, korku ve güvensizlik duygularını okuyarak ona dostça gülümsedi.”

                                               * * * * *

“Kitaplar aynalardır, içlerinde yalnızca kendi içindekileri görürsün.”



                                               * * * * *

“Yaşam tarzı olmayan insanlar her zaman başkalarının işlerine burunlarını sokarlar.”

                                               * * * * *

“Jacinta, Penelópe’ye onu sevdiğini hiçbir zaman söylemedi. Dadı gerçek sevginin hareketlerle belli edileceğini, sözcüklere gerek olmadığını iyi biliyordu.”

                                               * * * * *

“Eğer herkes birinden canavar olarak bahsediyorsa, ortada iki olasılık vardır, bu adam ya bir azizdir ya da öykünün tamamını anlatmıyorlardır.”

                                               * * * * *

“Sonrasında bir kafede otururken ya da caddelerde dolaşırken onun gözlerinin içine baktığımda, soru sormaya hiç gereksinmeden onun hala Penelópe’ye âşık olduğunu anladım.”


                                               * * * * *

“ ‘Para kazanmak kendi içinde zor bir iş değil’ diye içini döktü. ‘Zor olan, hayatını adadığın değerli şeyleri yaparak onu kazanmak.’”

                                               * * * * *

“Julian bir keresinde bana bir öykünün aslında yazarın kendisine yazdığı, başka türlü keşfedemeyeceği şeyleri kendisine anlattığı bir mektup olduğunu söyledi.”

                                               * * * * *

“Julian’ın tüm yazdığı şeyler içinde kendime en yakın hissettiğim cümle, hatırlandığımız sürece hayatta kalırız, olmuştur.”

                                               * * * * *

“Bea okuma alışkanlığının yavaş yavaş öldüğünü, kitabın bize içimizi gösteren bir ayna, içten bir ayin olduğunu, okuduğumuz zaman bir işi tüm kalbimizle ve aklımızla yaptığımızı ve büyük okurların gün geçtikçe daha da azaldığını söylüyor.”

                                          ▬    ▬      ▬