24 Nisan 2014 Perşembe

AİSOPOS (EZOP) MASALLARI

“Aisopos, iyi insan, doğru vatandaş, arınmış çocuk adam yetişsin; ulusların gelecekteki bireyleri aydınlık kişiler olsun istiyordu. Bu masallar bu amaca yol gösterici olsunlar diye söylenmiş, yazılmışlardır. (Tarık Dursun K.)”

                                               * * * * *

“Bakın bakalım çevrenize; hiç o masallardaki alakargalara, yoksul maymunlara, ezilen güçsüz eşeklere, akılsız martı kuşlarına, her önüne çıkana av olan geyiklere, hain kurtlara benzeyen, onları size hatırlatan insanlar yok mu? Doluyla bulursunuz. (Tarık Dursun K.)”

                                               * * * * *

“Aisopos, Anadolulu, Eskişehirli imiş. Geçmişte, bugün Eskişehir ilimizin bulunduğu yerlerde Amorium şehri varmış, Aisopos işte o şehirde doğmuş. Doğum ölüm tarihleri de kesinlikle bilinmiyor. (Tarık Dursun K.)”

                                               * * * * *

“La Fontaine’i dünya yüzünde Aisopos’tan daha iyi bilirler, tanırlar. Oysa La Fontaine’in yaptıkları Aisopos masallarını yalnızca şiir diline aktarmak, onları şiirle anlatmaktan öte bir şey değildir. (Tarık Dursun K.)”

                                               * * * * *

FİTNECİ ASLAN

Aç aslan çayırda otlayan üç öküzü gözüne kesmiş; kesmiş ya, üçünden korkmuş. «Ben birini parçalarken öbür ikisi birlik olur, hakkımdan gelirler sonra» diye düşünmüş. «En iyisi» demiş, «Bunları ben birbirinden ayırayım, teker teker paralayım. Daha kolay olur benim için.»
Öyle yapmış; aralarına girip fitneyi sokmuş, her birini öbüründen ayırmış. Sonra teker teker tenhada kıstırıp paralamış, yemiş.

Birlik, güçlülük verir. Bir olundu mu düşmanlar çekinir, sokulamazlar. Akıllı kişi dediğin, dostlarının, akıl yoldaşlarının yanından ayrılmaz, kopmaz hiç. Güvenli olur.


                                               * * * * *

İYİLİĞE KARŞI KÖTÜLÜK

Avcılar bastırınca alageyik bacağa kuvvet kaçmış; ardına düşmüşler, kovalamışlar. Alageyik bir bağa dalmış, asmalardan birinin altına pısmış. Avcılar görmeyip gitmişler.
Alageyik tehlike geçince doğrulmuş; taze, yeşil asmaya dayanamamış, başlamış kemirmeye. Hatır hutur yerken, sesi avcıların kulağına erişmiş.
«Buralarda bir yerde bir av var galiba» demişler; sadaklarında oklarını çıkarıp yaylarına geçirmişler, gerip gerip atmışlar. Okun biri alageyiğin yüreğini bulmuş, yıkmış.
Ölürken:
«Oh olsun bana!» demiş alageyik. «Asmaya sığınıp canımı korutmuştum ona. N’aptım buna karşılık? Tuttum yapraklarını, filizlerini yedim. İyiliğe karşı kemlik ettim.»

İyiliğe iyilikle karşılık vermeli. Birinin iyiliği dokunursa sizin de iyiliğiniz dokunmalı ona. İyilik geçer, unutulur; kötülük yaşar ama olsun!


                                               * * * * *

KURUMLU BOĞA İLE DENSİZ DEVE

Boğa, «Bendeki boynuzlar kimde var? Hay maşallah, şu boynuzlara bakın, boynuzlara!» diye öğünür, kurum satarmış. Devenin zoruna gitmiş, gocunmuş. «Benim niye yokmuş bakalım?» diye Tanrıların atası Zeus’a başvurmuş, yakınmış.
Zeus, devenin bu densizliğine bir kızmış, bir kızmış:
«Sana upuzun bir boyla yenilmez bir güç verdim. Nene yetmiyor ha?» demiş. Kızgınlığından devenin kulaklarını çekip yarısını koparıvermiş.
İnsanoğlu da deveye benzer. Gözü hiçbir şeyle doymaz. Hep daha çoğunu ister. Arada elindekilerden olur, yine tınmaz.
                                          ▬    ▬      ▬