9 Mart 2014 Pazar

YABANA DOĞRU (Jon KRAKAUER)

Doğayla mücadele etmek midir asıl olan, yoksa ona uyum sağlamak mıdır? Doğayı seviyor muyuz gerçekten, yoksa ona kendi gücümüzü kanıtlamak için mi ihtiyaç duyuyoruz? 
Jon Krakauer’in, orijinal adı “Into the Wild” olan ve dilimize “Yabana Doğru” olarak çevrilen eseri bizleri belki de bambaşka sorular ve cevaplarla buluşturacak. Keyifli yolculuklar...

görsel: jay patel
“Alex’in ancak 12-13 kilo çekermiş gibi görünen sırt çantası, deneyimli bir avcı ve orman adamı olan Gallien’in dikkatinden kaçmamıştı; çocuğun çantası, bu arazide, özellikle de baharın ilk zamanlarında geçirilecek birkaç ay için fazla hafifti. ‘Bu türden yolculuğa çıkan birinin yanına almasını bekleyeceğiniz yiyecek ve malzeme miktarının yakınından bile geçmiyordu.’ diye hatırlatıyor Gallien.”

                    * * * * *

“Gallien kamyonetini döndürerek yeniden Parks Otoyolu’na çıktı ve Anchorage’a doğru devam etti. Birkaç kilometre sonra, Alaska Eyalet Devriyesi’ne ait ofisin bulunduğu Healy taraflarında küçük bir yerleşimden geçerken yetkililere çocukla ilgili bilgi vermeyi düşünse de bunu yapmadı. ‘Başına bir şey gelmeyeceğini düşündüm.’ diye açıklıyor bunu Gallien. ‘Kısa sürede acıkıp yeniden otoyola çıkacağını tahmin ettim. Normal olan her insanın yapacağı şey budur.


                                               * * * * *

“Üçüncü içkisini deviren Westerberg, ‘Zeki bir çocuk olduğunu bakar bakmaz anlıyordunuz’ diye belirtiyor düşüncesini. ‘Çok okuyordu. Büyük laflar ediyordu. Başına gelenlerin nedenlerinden biri, bu düşünme işine çok fazla kaptırmış olmasaydı belki. Bazen dünyayı anlamak, insanların neden birbirlerine bu kadar kötü davrandığını çıkarabilmek için kendini çok zorluyordu. Birkaç kere, bu tür şeylere çok fazla dalmanın hata olduğunu söyledim. Fakat Alex kafasını bu konulara takmıştı bir kere. Bir sonraki adımı atmadan önce, mutlak doğru olan cevabı daima bulması gerekiyordu.’”

                                               * * * * *

Peygamberler ve münzeviler çöle gider; hacılar ve sürgünler çölleri aşar. Büyük dinlerin liderleri, gerçeklikten kaçmak değil, aksine onu bulmak için inzivanın şifa verici ve ruhani değerlerini çölde aramaya çıkmıştır. (PAUL SHEPARD – DOĞADAKİ İNSAN: DOĞANIN ESTETİĞİNE TARİHSEL BİR BAKIŞ)”

                                               * * * * *

“Altı gün sonra, onu arabasına alan genç Alman çift Thomas ve Karin’le Büyük Kanyon’un dibinde kamp yaparken, günlüğüne şunları yazdı: ‘Temmuz 1990’da yola çıkan Alex’le bu çocuk aynı kişi olabilir mi? Kötü beslenme ve yol şartları Alex’in vücuduna çok zarar verdi. On kilonun üzerinde kaybetti. Ama ruhu kanatlanmış uçuyor.


                                               * * * * *

“Burre, McCandless’ın insanlardan kaçan biri olmadığının altını çiziyor. ‘İnsanlarla birlikteyken iyi zaman geçiriyordu, gerçekten keyfi yerindeydi. Pazardayken, tezgâha yanaşan herkesle uzun uzun konuşurdu. Niland’da altı ya da yedi düzine insanla tanışmıştır herhalde. Hepsine de cana yakın davrandığını söyleyebilirim. Tamam, bazen kendi içine çekilmeye ihtiyaç duyuyordu elbette. Ama münzevi değildi. İstediğinde sosyalleşebiliyordu. Bazen, etrafında tek bir insanın olmayacağını bildiği ileriki zamanlar için ilişki biriktiriyormuş gibi gelirdi bana.

                                               * * * * *

En büyük kazançlar ve değerler en az takdir edilenlerdir. Varlıklarından kolaylıkla şüphe edebiliriz. Çabucak unutulurlar. En yüksek gerçek onlardır. Belki de en şaşırtıcı ve gerçek şeyler bir insandan diğerine aktarılamaz. (HENRY DAVİD THOREAU- WALDEN CHRİS MCCANDLESS’IN EŞYALARI ARASINDA BULUNAN KİTABIN ALTI ÇİZİLMİŞ SATIRLARI)”


                                               * * * * *

“Jan Burres ve Wayne Westerberg’le arasındaki mesafeyi başarılı bir şekilde korumuş, bu insanlardan bir şeyler bekleyecek noktaya gelmeden hayatlarından kayıp gitmişti. Şimdi de Ron Franz’ın hayatından zahmetsizce çıkıp gidiyordu.”

                                               * * * * *

“Franz, McCandless’la birlikte geçirdiği zamandan büyük keyif almış olsa da, aynı zamanda hızla gelişen arkadaşlıkları ne denli yalnız olduğunu anlamasına yol açmıştı. McCandless Franz’a, adamın hayatındaki her geçen gün daha da genişleyen boşluğu göstermiş ve bu boşluğu doldurmaya çalışmıştı. Ancak genç adam tıpkı geldiği gibi aniden çekip gittiğinde, Franz hiç beklemediği bir şekilde, çok derin bir acıyla kalakaldı.”

                                               * * * * *

“Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de, insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak çizilmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum.”

görsel: doug solis
                                               * * * * *

“Her yeni gün yepyeni bir güneşin altında doğabilir. Hayattan daha fazlasını almak istiyorsan, Ron, monoton bir güvenlik hissine dair inadını bir kenara bırakıp sana ilk başta çılgınca gelebilecek bir hayata adım atmalısın. Bu yaşama bir kez alıştıktan sonra, tüm anlamını ve inanılmaz güzelliğini göreceksin. Yani Ron, uzun lafın kısası, bir an önce Salton City’den çıkarak kendini yollara vurmalısın. Buna çok memnun kalacağına seni temin ederim. Ama korkarım sen gene de bu söylediklerime hiç kulak asmayacaksın. Benim inatçı keçinin teki olduğumu düşünüyorsun ama sen benden de inatçısın. Bir yola çıksan, çok yakınlarında yeryüzündeki en güzel manzaralardan birinin seni beklediğini göreceksin.”

                                               * * * * *


                                               * * * * *

“Şaşırtıcı belki ama seksen bir yaşındaki adam, yirmi dört yaşındaki cüretkâr gencin öğütlerini dinledi. Mobilyalarıyla sahip olduğu eşyaların çoğunu depoya kaldırdı, bir GMC Duravan satın alıp içini ranza ve kamp malzemeleriyle donattı. Ardından evini terk etti ve bajada’da kamp kurdu.”

                                               * * * * *
Anthony Storr - Yalnızlık Kişinin Kendine Dönüşü
                                               * * * * *

“Alex sağduyulu biri sayılmazdı. Onu tanıyan insanların çoğu, kendilerine bunu sormadığım halde, Alex’in ormanda dolanırken ağaçları görmekte zorlanacak türden bir çocuk olduğunu söylüyor.”

                                               * * * * *

Aslında kayda değer gerçekleri kavrayabilmek adına hastalıklı aşırılıklara yönelmek, yaratıcı dehalara özgü bir illet olabilir. Ancak bu, ruhani yaralarını anlam yüklü sanata ya da düşünceye dönüştüremeyenler için kalıcı bir yaşam biçimi olamaz. (THEDORE ROSZAK- MUCİZENİN PEŞİNDE)

                                               * * * * *

“Ölümüne yol açan şey, bir USGS pusulası ve izci rehberiyle kolaylıkla bertaraf edebileceği cehaletidir. Bu yüzden, her ne kadar ebeveynleri için üzülüyor olsam da, ona yönelik en ufak bir sempati beslemiyorum. Bu türden dikbaşlı bir cehalet, yabani topraklara karşı saygısızlık anlamına geldiği gibi, çelişkili bir şekilde, Exxon Valdes faciasıyla sonuçlanan küstahlığın bir benzerini de gözler önüne seriyor. Yeterince hazırlıklı olmayan ve kendilerine aşırı güvenen adamların faciaya davetiye çıkardığı olaylara bir örnek daha. Çünkü tabiata karşı gerekli düzeyde tevazuya sahip değiller.”

                                               * * * * *

“McCandless, bir kalemde vahşi doğa kurbanı sınıfına sokulamaz. Her ne kadar yaban hayat açısından ihtiyatsız, eğitimsiz ve aptallık ölçüsünde tedbirsiz olsa bile, yetersiz değildi. Aksi takdirde Alaska’da 113 gün tutunamazdı.”

                                               * * * * *

“Bu diyarların güzelliği artık benim bir parçam haline geliyor. Kendimi hayattan iyice kopmuş ve bir şekilde daha yumuşak başlı hissediyorum… Burada birkaç iyi arkadaşım olsa da aralarında neden burada bulunduğumu ya da ne yaptığımı gerçekten anlayan yok. Ama dar sınırlara sahip bir anlayıştan daha fazlasını taşıyan birileriyle de karşılaşmış değilim. Yalnız başıma çok ilerlemiş durumdayım. Çoğu insanın yaşadığı şekliyle hayat beni hiçbir zaman tatmin etmedi. Her zaman için çok daha yoğun ve zengin bir hayat yaşamak istedim.”


                                               * * * * *

“Ona golf oynamayı öğretmek istediğimde, yöntemin her şey demek olduğunu kabul etmemişti. Her seferinde görüp görebileceğiniz en güçlü vuruşu yapıyordu. Bazen 300 metreyi buluyor, genellikle de topu sahanın dışına kadar yolluyordu. Chris’in çok fazla doğal yeteneği vardı. ama yeteneklerini geliştirmesi ve yolun yüzde onluk son kısmını alması için onu eğitmek istediğinizde, aranıza bir duvar çekerdi. Ne türden olursa olsun, talimat almaktan hoşlanmıyordu.”

                                               * * * * *

Çocuklar masumdur ve adalet isterler oysa çoğumuz kötüyüz ve doğal olarak adalet değil, merhamet bekliyoruz. (G.K. CHESTERTON)”

                                               * * * * *

Baba şaşıp kalmıştı. Bu tür yüzleşmeler genellikle, ‘O kadar altını değiştirdim, seni nankör!’ derdi fakat bunu söyleyemezdi şimdi. Birincisi, bu doğru değildi (bir çocuğun on bezinden dokuzunu annesi değiştirmiştir) ve ikinci olarak da, bu laf anında Sam II’ye neye deli olduğunu hatırlatırdı. O küçükken sen büyük olduğun için deli olurdu. Hayır, öyle değildi. O çaresizken sen güçlü olduğun için deli olurdu. Hayır, öyle de değildi. Senin varlığın elzemken, o sana bağımlı olduğu için deli olurdu. Öyle hiç değildi. Delirmişti çünkü seni sevdiğinde, bunu fark etmemiştin. (DONALD BARTHELME – ÖLÜ BABA)

                                               * * * * *

“Gençken arzuladığınız şeylere layık olduğunuza inanmak bir şeyi gerçekten istediğiniz takdirde buna ulaşmanın tanrı tarafından size bahşedilmiş en doğal hak olduğuna hükmetmek kolaydır.”

                                               * * * * *

Yaban hayat, insanlıktan ve insanlığın elinden çıkma olan şeylerden usananları ya da tiksinti duyanları kendine çekti. Yalnızca toplumdan kaçabilme fırsatını tanımakla kalmadı, aynı zamanda romantik bireyin kendi ruhuna yönelik tutkusunu deneyimleyebilmesi için elverişli bir ortam da sundu. Vahşi doğanın ıssızlığı ve sınırsız özgürlüğü, hem melankoli hem de coşku için kusursuz bir dekor oldu. (RODERİCK NASH – YABAN HAYAT VE AMERİKAN ZİHNİ)

                                               * * * * *



                                               * * * * *



                                               * * * * *

“Öte yandan, Muir ve Thoreau’nun aksine, McCandless esas olarak doğa ya da daha genel anlamda dünya üzerine düşünmekten ziyade, kendi ruhunun derinliklerini keşfetmek amacıyla yaban topraklara girmişti. Fakat kısa bir zaman zarfının ardından, Muir ve Thoreau’nun zaten bildiği gerçeği keşfetti. Yabanda uzun süre yaşamak, kaçınılmaz bir şekilde, kişinin dikkatinin kendi içine olduğu kadar, dışındaki dünyaya da yönelmesine neden oluyordu. Doğaya dair incelikli bir anlayış ve güçlü duygusal bağlar kurmaksızın yabanda yaşamak imkânsızdı.”

                                               * * * * *

“Her iki hipotezin de doğruluk payı olabilir fakat bir insanın ölümünden sonra gelen bu tür sıradan psikanalizler, üzerine yüklenilen kişiyi kaçınılmaz bir şekilde alçaltan ve değersizleştiren, şüphe götürür ve oldukça spekülatif girişimler olarak kalmaktadır. Chris McCandless’ın alışılmışın dışındaki tinsel arayışını basmakalıp psikolojik bozuklukların sıralandığı bir listeye indirgeyerek nasıl bir fayda sağlanacağı belirsizdir.”
                                          ▬    ▬      ▬