30 Mart 2014 Pazar

AŞK (Elif ŞAFAK)

“AŞKa uçarsan kanatların yanar.(Sadi Şirazi)
“AŞKa uçmazsan kanat neye yarar?(Mevlana)
“AŞKa varınca kanadı kim arar?(Yunus Emre)

“ ‘Çocuk olma’ dedi Ella, ‘Zannediyor musun ki bir erkeğin huyunu suyunu öğrenmeye sekiz ay yeter? Babanla yirmi yıldır evliyiz, biz bile birbirimiz hakkında her şeyi bildiğimizi iddia edemeyiz. Beraberliklerde sekiz ay ne ki? Devede kulak!’”

Birbirimiz hakkında bilmediklerimiz... Ya kendi hakkımızda bilmediklerimiz?... Bazen “Ben bunu nasıl yaptım?” demez miyiz? Kendimizi tanımaya, anlamaya bir ömür yetmezken çoğu zaman, başkasını tanımak için birkaç ay yeter mi?

                                               * * * * *

“Aslında karı koca her ikisi de her zaman en iyi becerdikleri şeyi yapmaktaydı: ‘Anlamazdan gelmek.’ Bir boşvermişlik içinde geçip gidiyordu günler. O bildik, kaçınılmaz güzergâhında, mutada amade, alışkanlıklar üzre, donuk ve tekdüze, adeta tembel tembel, biteviye akıyordu zaman.”

Düzenimizi bozmamak, rahatımızı kaçırmamak adına nelere katlanıyoruz? Belki de bu yüzden çoğu zaman her şeyden şikayet ediyoruz? 
Ya biraz rahatımız kaçsın ya da şikayetten vazgeçelim dilerseniz!...


                                               * * * * *

“Ne tuhaf! O öldü ama hala yaşıyor. Bense her gün yeniden ölmekteyim.”

                                               * * * * *

Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

                                               * * * * *

“Hayatını boşa harcamış olmaktan korktu. Verecek sonsuz sevgisi olduğu halde ondan sevgi talep eden kimse yoktu.”

            * * * * *

“Bilmeyen birine, meşe palamudu alçakgönüllü ve kırılgan gözükür. Hâlbuki ileride dönüşeceği o mağrur ve koskoca meşe ağacının taşıyıcısı, habercisidir. Tabii gören göze!”

Gözlerin görmemesi mi daha kötüdür yoksa gören gözlerin görmezden gelmesi mi?

                                               * * * * *

“Şehirler maneviyat sütunlarının üstünde ayakta durur. Sakinlerinin yüreklerini yansıtırlar, devasa aynalar gibi. Şayet ol yürekler kapanır ya da kararırsa, şehirler de cazibesini kaybeder. Böyle nice şehir soldu, daha nicesi solacak.”


                                               * * * * *

“Pek çok insan için tevekkül etmek, pasif kalmak demek; hâlbuki tam tersine. Tevekkül, kabulün ve uyumun getirdiği som bir huzur halidir. Edilgen değil, etkindir.”

                                               * * * * *

Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

                                               * * * * *

“Hiç etrafında ateş olmazsa kaynar mı kazan? Pişebilir mi nohut? Sen de aynen öyle, ateşin içinde oflaya poflaya, kaynaya kaynaya pişeceksin elbet!”

                * * * * *

Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. ‘Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir’ diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

                                               * * * * *

“Bu dünyada pek çok insan başkalarının sefaletinden beslenir. Düşenin belini doğrultup toparlanmasını istemez, yeryüzünden bir sefil eksilse rahatsız olur.”

Araba devrilince yol gösteren de çok olur.

                                               * * * * *

“Oysa Ella’nın David’e soru sormasının bir sebebi vardı: Cevaplarla nasıl baş edeceğini bilmiyordu! Ne yapacağını bilmediği bir bilgi ne işine yarayacaktı? Ne kadar az bilirsen bilmek istemediğin şeyleri, o kadar az incelir derin, incinir kalbin. O kadar az kanarsın böyle bakınca aslında, cehalet o kadar da kötü bir şey değildi.”

görsel: christine neo
                                               * * * * *

Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

                                               * * * * *

Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

Hep karşımızdakinin farklılıklara saygı göstermediğinden yakınıyoruz da acaba biz gerçekten farklılıklara saygı ve tahammül gösterebiliyor muyuz?

                                               * * * * *

“Bugün, tıpkı modernite öncesinde olduğu gibi, maneviyata ilgide patlama yaşanıyor. Tüm dünyada giderek daha fazla sayıda insan, hızlı ve meşgul yaşamlarında ruhaniyete yer açmaya çalışıyor. Ne var ki ruhaniyet yeni bir ‘hobi’ değil. Hayatımızda ve kişiliğimizde temel değişiklikler yapmadan vakıf olabileceğimiz bir şey değil.”

                                               * * * * *

“Eskiden, evliliklerine zeval gelmesin diye suları bulandırmaz, bilmezden gelir, dünyadan haberi yokmuş gibi davranırdı. Şimdiyse olan biteni bildiğini ama umursamadığını anlatıyordu her hareketiyle. Belki de kocasını korkutan Ella’nın bu yeni kişiliğiydi. Bu soğuk, mesafeli duruş; bu aldırmazlık hali…”


                                               * * * * *

“Şeriat der ki: ‘Seninki senin, benimki benim.’ Tarikat der ki: ‘Seninki senin, benimki de senin.’ Marifet der ki: ‘Ne benimki var ne seninki.’ Hakikat der ki: ‘Ne sen varsın, ne ben.’”

Günümüz insanı da der ki: “Asıl olan tek şey var; o da BEN (!)

                                               * * * * *

“Herkes bana Şems’i niye bu kadar sevdiğimi sorar. Nasıl cevaplayabilirim ki? Kim ki bu soruyu sorar, demek ki anlamaz; kim ki anlar, zaten bu soruyu sormaz.”

                                               * * * * *

“ ‘Ama insanlarla tartışıyor, hatta kavga ediyorsun’ dedim.
Şems gülümsedi. ‘kavgayı onlarla değil, nefsleriyle ediyorum.’”

                                               * * * * *

Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.”

                                               * * * * *

“Her hakiki aşk, umulmadık dönüşümlere yol açar. Aşk bir milad demektir. Şayet ‘aşktan önce’ ve ‘aşktan sonra’ aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. Birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir.”

Zaten önemli olan da değişimin kendisi değil miydi? Biz ne diyoruz çoğu zaman: “Ne kadar da değiştin?” Acaba karşımızdaki değiştiği biz de değişime direndiğimiz için mi böyle bir diyalog yaşanıyor aramızda?

                                               * * * * *

“Hayat da tıpkı satranç gibi. Bazı hamleleri kazanmak için yaparsın, bazı hamleleri de sırf oyunun akışı bunu gerektirdiği, doğrusu bu olduğu için yapar ve yenilirsin.”

                                               * * * * *

“ ‘Şşş’ dedi fısıldayarak. ‘Zihnin ne kadar kalabalık. Ne çok ses var.’”
                                          ▬    ▬      ▬