16 Ocak 2014 Perşembe

SOFİ'NİN DÜNYASI (Jostein GAARDER)

“Kimsin?” diye başlayan, felsefe tarihiyle harmanlanıp cevap bekleyen sorularla devam eden bir kitap. 
Peki her soruya cevap bulmak mümkün mü, felsefe yaşantımızın neresinde, okumanın düşünmeye katkısı ne? ... 
Kahramanımız Sofi ve başına gelen olaylar sayesinde felsefe hiç bu kadar heyecan verici olmamıştı. Jostein Gaarder ve “Sofi’nin Dünyası

görsel: vipada jakavanphituk
“Sofi çantasını omzundan çıkardıktan sonra Şerekan’ın yemeğini bir kaba koydu. Elinde gizemli mektubunu tutarak mutfaktaki taburelerden birine oturdu.
Kimsin?
Ah, bir bilseydi! Tabii ki Sofi Amundsen idi ama, ya o kimdi? Henüz bunu keşfedebilmiş değildi.
Ya adı Sofi değil, başka bir şey olsaydı? Mesela Anna Knutsen. O zaman başka biri mi olurdu?”

                        * * * * *

“Kim olduğunu bilmemesi garip değil miydi? Dış görünüşünü kendinin belirleyememesi de akıl alır şey değildi. Kendi oluvermişti işte. Arkadaşlarını seçmek elindeydi ama kendi kendisini seçmemişti. İnsan olmak bile onun fikri değildi!   
        
                                               * * * * *

“Şimdiye kadar hiç duymadığı bir duyguya kapılmıştı; okulda ve okulun dışında herkes rastgele şeylerle ilgileniyordu hep. Oysa okuldaki normal derslerden öte cevaplandırılması gereken daha büyük ve zor sorular vardı.
Bu tip soruların cevaplarını bilen insanlar var mıydı? Sofi, fiil çekimlerini hafızlamaktansa bu soruları düşünmenin daha önemli olduğunu düşünüyordu en azından.”

                                                * * * * *

“Hayatta en önemli şey nedir? Açlığın sınırında bir insana bunu sorarsak, yiyecek der. Soğuktan donan birine sorsak, sıcaklık der. Kendini yalnız hisseden birine sorsak, başka insanlarla beraber olmak, diye cevap verdim.”

                                               * * * * *

“Günümüzde de herkes bu bildik sorulara kendi cevaplarını bulmak zorunda. Tanrı’nın var olup olmadığını, ya da ölümden sonra bir hayat olup olmadığını bir ansiklopediye bakıp öğrenemeyiz. Ansiklopedi bize nasıl yaşamamız gerektiğini de anlatmaz. Öte yandan bugüne dek yaşamış başkalarının neler düşündüğünü bilmek, kendi dünya görüşümüzü oluşturmamıza yardım edebilir.”

                                               * * * * *

“Çocuklar için dünya ve dünyadaki her şey yenidir, ilginçtir. Büyükler içinse durum hiç de böyle değildir; büyüklerin çoğu için dünya sıradan bir şeydir.”


                                               * * * * *

“İsa’dan önce 700 yıllarında Yunan mitlerinin çoğu Homeros ve Hesiodos tarafından yazıya geçirildi. Bu yeni bir durumun ortaya çıkmasına neden oldu, çünkü mitler yazılır yazılmaz onlar tartışmak da mümkün hale geldi.”

                                               * * * * *

“Bildiğimiz ilk filozof, Anadolu’da bir Yunan kenti olan Miletos’ta yaşamış Thales’tir. Thales dünyayı çok gezip dolaşmıştı. Mısır’daki bir piramidin boyunu, kendi gölgesi tam kendi boyuna eşit uzunluktayken piramidin yerdeki gölgesini ölçerek bulduğu anlatılır. İ.Ö. 585 yılında bir güneş tutulmasını önceden saptadığı da söylenir.”

                                               * * * * *

“Empedokles belki de bir ağaç parçasının yanışını gözlemlemişti. Çünkü burada olan şey tam da bir şeyin çözülmesidir. Ağacın çıtırdayıp cızırdadığını duyarız. Bu ‘su’dur. Buradan duman çıkar. Bu ‘hava’dır. ‘Ateş’i görmekteyizdir zaten. Ateş sönünce geriye bir şey kalır. Bu da kül ya da ‘toprak’dır.”

                                               * * * * *

görsel: elisabeth zartl
“Felsefenin çok heyecanlı bir şey olduğunu düşünüyordu Sofi. Çünkü tüm bu fikirleri, okulda öğrendiklerini hatırlamasına hiç gerek olmadan, sadece kendi aklını kullanarak izleyebiliyordu. Felsefenin aslında öğrenilecek bir şey olmadığı, olsa olsa felsefi düşünme tarzının öğrenilebileceği kanısına vardı.”

                               * * * * *

“Sokrates’in uğraşındaki temel öğe, onun kimseye bir şey öğretmek peşinde olmayışıdır. O, tersine, konuştuğu insandan bir şeyler öğrenmek istediğini dile getirmiştir. Yani diğer okul öğretmenleri gibi ders vermek değildi derdi. Onun derdi, konuşmaktı.”

                                               * * * * *

“Sokrates’in annesinin ebe olduğu ve Sokrates’in konuşma sanatını ebelerin ‘doğurma sanatına’ benzettiği söylenir. Çocuğu doğuran kişi ebe değildir. Ebe yalnızca doğum sırasında hazır bulunup doğuma yardımcı olur. Sokrates de kendine düşen şeyin insanların doğruyu ‘doğurmasına’ yardımcı olmak olduğuna inanıyordu. Çünkü gerçek kavrayış insanın içinden gelir. Başkaları tarafından öğretilemez. İnsanın içinde kavradığı şeydir gerçek ‘bilgi’”

                                               * * * * *

“Platon ile Aristotales’in yazı tarzları arasında da belirgin farklar görülür. Platon bir şair ve destan yazarı iken, Aristotales’in yazıları ansiklopedi maddeleri gibi kuru ve detaylıdır. Buna karşılık yazılarının temelini o güne kadar hiç yapılmamış doğa araştırmaları oluşturur.”

                                               * * * * *

“Platoncu ve Aristotelesçi ahlak, Yunan tıp bilimini hatırlatır; yalnızca dengeli ve ölçülü olarak mutlu ya da ‘uyumlu’ insan olunur.”

                                               * * * * *

“ ‘Sezgi’ ya da ‘bilme’ anlamına gelen bir sözcük tüm Hint-Avrupa dillerinde karşımıza çıkar: Sanskritçede vidya olan bu sözcük Platon felsefesinde çok önemli bir rol oynadığını hatırlayacağın Yunanca’daki ide sözcüğünün aynıdır. Latince video sözcüğü esasen ‘görmek’ anlamına gelir. (Görmenin televizyon ekranına bakmakla eş anlama gelmesi yalnızca günümüze özgü bir olaydır!) İngilizce wise ve wisdom  (bilgelik), Almanca Wissen (bilgi), Norveççe viten sözcükleri hep aynı anlama gelir.”

                                               * * * * *

“ ‘Barok’ sözcüğü aslında ‘düzgün olmayan inci’ anlamına gelir. Basit ve uyumlu Rönesans sanatının tersine Barok döneminin sanatına egemen olan şey de birbirine uymayan biçimlerdi.”

                                               * * * * *

“Barok döneminin en ünlü deyişlerinden biri ‘carpe diem’, yani ‘günü yakala’dır. Sonraları çok kullanılan bir başka Latince deyiş de ‘memento mori’, yani ‘öleceğini hatırla’dır.”

                                               * * * * *

“Çinli bilge Chuangtze şöyle der: Bir kere rüyamda kelebek olduğumu gördüm. Şimdi artık rüyasında kelebek olduğunu gören Chuangtze miyim, yoksa rüyasında Chuangtze olduğunu görmekte olan bir kelebek miyim bilmiyorum.”

görsel: elisabeth zartl

                                               * * * * *

“Rus bir beyin cerrahıyla yine Rus bir astronot din konusunda tartışıyorlardı. Beyin cerrahı dindar, astronotsa dindar bir kişi değildi. ‘Uzayda çok dolaştım’ diye övünerek konuştu astronot, ama ne Tanrı’yı gördüm ne de meleklerini!’ Cerrah cevap verdi: ‘Ben de çok zeki beyinler ameliyat ettim, ama tek bir düşünce görmedim!

                                               * * * * *

“Spinoza’ya göre bu özgür bir ağaçtır. İçindeki olanakları geliştirme özgürlüğüne sahiptir. Ama bu bir elma ağacıysa dallarında armut ya da erik taşıyamaz. Biz insanlar için de bu böyledir. Örneğin politik birtakım koşullar sonucu kişisel gelişmemiz engellenebilir. Bu şekilde dış bir güç bizi gelişmekten alıkoyar. Ancak içimizde var olan olanakları ‘özgürce’ geliştirebildiğimiz sürece özgür bir insan olarak yaşayabiliriz. Ama bizler de tıpkı Ren Vadisi’ndeki Taş Devri genci, Afrika’daki aslan ya da bahçedeki elma ağacı kadar içimizde bulunan olanaklar ve dışımızdaki koşullarca belirleniriz.”

                                               * * * * *

“Şimşek de gök gürlemesi de elektrik yüklerinin boşalmasından ileri gelir. Gök gürlemesinin her zaman şimşek çakmasından sonra geldiğini görmemiz, şimşeğin gök gürlemesinin nedeni olduğu anlamına gelmez.”

                                               * * * * *

“Zaman içinde bir şeyin başka bir şeyi izlemesi, bunların arasında mutlaka bir ‘nedensellik ilişkisi’ olduğu anlamına gelmez. İnsanları çabuk sonuçlara varmaya karşı uyarmak bir filozofun en önemli görevlerinden biridir.”

                                               * * * * *

“Tiyatro nasıl Barok Döneminin gözde sanatıysa, masal da Romantizmin en önde gelen sanat türüydü. Masal yazara, yaratıcı gücünü sınırsız bir biçimde kullanma olanağı veriyordu.”
                                          ▬    ▬      ▬