1 Eylül 2013 Pazar

BİR ÖMÜR BÖYLE GEÇTİ (Faruk Nafiz ÇAMLIBEL)

Faruk Nafiz Çamlıbelin Han Duvarları, Çoban Çeşmesi, Kıskanç adlı şiirlerinin de bulunduğu bir kitap: “Bir Ömür Böyle Geçti
Peki sizin ömrünüz nasıl geçiyor? Habersiz mi, rüzgar gibi mi...? Belki de geçen ömür ya da zaman değil, bizleriz. 
Ancak, Nafizin dediği gibi bir ömür bin bir murada yetmiyor olabilir. Ya da kim bilir?... Hayat bir andır; o da bu andır!” 


İŞ BAŞINDA

Gün ufuklarda soldu,
Yollar insanla doldu.
Dışarda birbirine benziyor bütün yüzler:
Birini ötekinden ayırmak müşkül oldu.

Şu geçkin ihtiyarla bu son asır gencinin
Başlarını saran şey aynı ışık sırması,
Önümde katlanarak el açan dilencinin
Benimle kaldırımı birdir aşındırması…

Farkı ne yolda tek başına gezen ananın,
görsel: josephine wall
Kalbini dörde bölmüş şu sülün boylu kızla?
Toprağı gökyüzüne kaldıran fırtınanın 
Önünden her ikisi kaçıyor aynı hızla!

İnsan dalgalarının görürüm aktığını,
Birbirinin boyunda, birbirinin yaşında…
Ve anlarım ki ancak bu kaynayan yığını
Birbirinden ayırmak mümkündür iş başında.

Anlıyorum ki herkes vazife yollarının
Üstünde hız alırken değişir, başkalaşır:
Demirciler örsünün, çobanlar davarının,
Analar yavrusunun başucuna yaraşır.

            * * * * *

ÜZÜNTÜ

Yüzünde bir çizgi, saçında bir ak
Görünce: «En sonra hazan!» dedin mi?
Elini alnına koyup dalarak:
«Bahara döneyim bir an!» dedin mi?

Geçiyor geceler, günler bir örnek,
Bir koku veriyor işte her çiçek,
Bilmiyor seslerle renkler değişmek…
«Boş yere dönüyor cihan!» dedin mi?

Ne kurban kes artık, ne de mum ada,
Yetmiyor bir ömür bin bir murada!
Bir tatlı gün geçti hayatından da:
«Devam et, ey güzel zaman!» dedin mi?

            * * * * *

GÜN GİBİ

Seneler geçmemiş sanki aradan,
görsel: mihai criste
Gezmişiz bu yerde daha dün gibi;
Ne varsa, ağaçlık, akar su, meydan,
Hepsi tâ o zaman gördüğün gibi…

Değişen bir benim, bu tahtı kara,
Yadırgar sanırım beni manzara:
Yabancı kalmışım âşinalara,
Köyüne geç dönen bir sürgün gibi.

Bir akşam uykuya dalmışım erken,
Henüz genç başımda yeller eserken,
Bu sabah gözlerim açıldı derken,
Baktım ki, ağarmış saçım gün gibi!

            * * * * *

NE KALDI?

Döktüğüm yaşları elimle silmem
Karşında diz çöker on yıl, kesilmem.
İçimde duyduğum hicran mı, bilmem,
Kalbime vurduğun hançer mi kaldı?

Başlıyor ney gibi sine feryada
O coşkun günlerim geldikçe yâda,
Sevdayı zülfünle dârı dünyada
Başımdan esmedik yeller mi kaldı?

Dervişim, o kadar taşkın ki derdim,
Çileyle muhabbet yolunda erdim,
Açılmış bir mezar bulsam girerdim,
Gayri baş koyacak bir yer mi kaldı?

            * * * * *

GENÇLİK

Anlattı erenler bir bahar değil,
Âşıkın ömründe bin bahar varmış.
Hicranla ağaran bu saçlar değil,
Sevgisiz kalan kalb ihtiyarlarmış…

Sorardım sırrını hiç düşünmeden:
«Bu fani gönlümün sevinci neden?»
Beni günden güne meğer genç eden
Daima değişen maceralarmış!

Gönlümde kovalar eskiden beri
Sarışın kumralı, kumral esmeri.
Dolmadan boşalmaz birinin yeri.
Gönlümde, anladım, her dem baharmış.

    ▬      ▬      ▬